Oldukça sürükleyici, insanın elinden bırakmak istemeyeceği bir roman. Gözünüzden bir film seyrediyormuşsunuz gibi geçiveriyor.
Roman üç kadın karakterin dilinden aktarılıyor. Yaşananları bu üç kadının gözünden dinliyorsunuz. Üç farklı karakteri kendi kişiliklerine göre ayrı ayrı konuşturabilmek bence yazarın en büyük başarısı olmuş. Bütün karakterler öyle güzel biçimlendirilmiş ki her birinin gerçek insanlar olduğunu hissediyorsunuz. Hatta roman bittiğinde bundan sonra nasıl bir yaşamları olacak diye merak ediyorsunuz.
Kitabı bitirdikten sonra aklımda ne kaldı, bu kitaptan ne aldım diye düşünürken kadın – erkek ilişkilerinin kültürel farklılıklar olmaksızın nasıl da aynı olabildiğini fark ettim. Roman İngiltere’de geçiyor ama Türkiye’de de geçebilirdi. Benzer olaylar burada da yaşanıyor. Kitabı okuyucuya bağlayan diğer bir önemli nokta da bu sanırım. Anlatılanlar o kadar gerçek ve yanımızda ki okurken asla bir kurgunun içinde olduğunuzu düşünmüyorsunuz.
Kitabın filmi çekilse (ki tam filmi çekilecek kitap) kesinlikle bir gerilim filmi olurdu. Okurken bariz bir gerilim hissedilmese de gerilim yaratmaya çok uygun bir konusu var.