Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Maggie O’Farrell, hayran olduğum kadın yazarların başında geliyor. Tanıdığım en güçlü kadın karakterlerin yaratıcısı olan O’Farrell, bu kez yine bir kadını, kendisini, başrole yerleştiriyor. Ben Ben, yazarın ölümle burun buruna geldiği on yedi farklı anıyı bölümler halinde paylaşarak hayatın kırılganlığını ve insanın varoluş mücadelesini konu alan çarpıcı bir metin. Doğrudan bir otobiyografi olmasa da, O’Farrell’in kendi deneyimlerinden beslenen kitap, güçlü, etkileyici ve derinlemesine duygusal bir anlatım sunuyor.
Özellikle çocukken geçirdiği ağır hastalık, yetişkinlikte karşılaştığı tehlikeler ve kızının nadir görülen sağlık problemi, kitabın merkezindeki yaşama tutunma temasını güçlendiriyor. Bir sonraki bölümde yine bir kaza ya da hastalık beklerken O’Farrell, sizi sanki bir kurgu hikâyenin içindeymişsiniz gibi bambaşka yerlere götürüyor, ardından müthiş bağlantılar ve geçişlerle kendi hikâyesine dönüyor. Bu anlatım tarzı, kitabı hem sürükleyici hem de son derece etkileyici kılıyor.
Maggie O’Farrell kesinlikle benim yazarım. Yine beni hayal kırıklığına uğratmadı ve Ben Ben’i büyük bir keyifle okudum. Hem yazarı daha yakından tanımak isteyenler hem de hayatın kırılgan doğasına dair bir metin arayanlar, bu kitaba mutlaka şans vermeli.
Ben BenMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 2021407 okunma
Emile Ajar, ya da daha çok bilinen adıyla Romain Gary, edebiyat dünyasında benzersiz bir başarıya imza atarak ikinci kez Goncourt Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ona bu ödülü getiren sarsıcı metin Onca Yoksulluk Varken, 1960’lar Fransa’sında, Paris’in varoşlarında geçen etkileyici bir hikâye anlatısı.
Romanın merkezinde, sefaletin hüküm sürdüğü bir apartman dairesinde hayat kadınlarının çocuklarına bakan Madam Rosa’nın evi var. Burası, annesiz ve babasız çocukların belki de ilk kez ilgi ve şefkati tattıkları bir yer. Küçük yaşlardan itibaren bu evde büyüyen çocuklar, her ay belirli bir ücret karşılığında Madam Rosa’nın bakımına emanet ediliyor.
Başkarakterimiz Muhammed, yani Momo. Üç yaşında kapıya bırakılan bu Müslüman çocuğun tek aidiyet duyduğu yer Madam Rosa’nın evidir. Öte yandan Madam Rosa, Yahudi soykırımından sağ kurtulmuş, eski bir hayat kadınıdır. Aralarındaki din, kimlik, köken ve ahlak anlayışı farklılıklarına rağmen, onları birleştiren en güçlü bağ sevgidir.
İşte romanın en etkileyici yanı da tam olarak burada yatıyor: Tüm ayrılıklara rağmen, insanın insana duyduğu koşulsuz sevgi. Onca Yoksulluk Varken, yürek burkan, hayatı sorgulatan, derin izler bırakan bir metin. Çok severek okudum.