Sonra da sözüne devam etti: "Neyse, kısa keselim, çünkü canımı sıkıyorsun. Neden geldin?”
“Beni o gönderdi.”
“Bana ne söylemeni emretti, köle?”
Öfkesi gitgide artan Matta Levi, “Ben köle değilim," dedi.
“Onun öğrencisiyim.”
“Her zamanki gibi, ayrı dillerde konuşuyoruz,” diye
söylendi Woland. “Ne var ki, sözünü ettiğimiz şeyler bir türlü değişmiyor. Ne istedi?..”
“Usta'nın eserini okudu, onu yanına almanı ve huzurla ödüllendirmeni diliyor. Yapabilir misin bunu, yoksa senin için çok güç bir iş mi, kötülük perisi?”
“Benim için hiçbir şey güç değil, bunu sen de iyi biliyorsun,” diye karşılık verdi Woland. Bir an sustuktan sonra ekledi: “İyi ama neden kendi yanınıza, ışığın içine almıyorsunuz onu?”
Levi, üzüntülü bir tavırla, “Işığa değil, yalnızca rahat ve huzura hak kazandı,” cevabını verdi.
“İsteğinin yerine getirileceğini ona söyle," dedi Woland, sonra gözü birden parlayarak ekledi: “Sen de hemen yıkıl karşımdan.”
Levi, ilk kez yalvarırcasına, “Usta’yı seven, onun için acı çeken o kadını da yanınıza almanızı diliyor,” dedi.
“Sen olmasaydın aklımıza gelmeyecekti! Kaybol bakalım.”
Matta Levi kayboldu. Woland, Azazello’ya yaklaşmasını işaret etti, sonra emir verdi:
“Oraya uç ve gerekeni yap.”