İşte bu nedenle, yeri gelmişken belirteyim, 21. yüzyılın başını 31 Aralık 1999'da kutlamak kesinlikle uygunsuzdu. 31 Aralık 2000'de kutlamalıydık, yüzyılın asıl sonunda...
İlerde, ta uzaklara kadar, baştan aşağı yıkık koca bir ülke uzanıyordu. Kederden başka ürün vermeyen bir viraneydi burası... Her bir yeşil yaprak, her bir ot ve her bir tahıl tanesi, aynen insanlar gibi kupkuru ve çaresizdi. Her şey boynunu bükmüş, diz çökmüş, üzgün, mazlum ve kırgındı. Evler, çitler, evcil hayvanlar, erkekler, kadınlar, çocuklar ve onlara hayat veren toprak... Hepsi bitap düşmüş ve tükenmişti.
Şimdiye kadar yaptığım her şeyden çok daha güzel bir şey yaptım ben ve artık şimdiye kadar bildiğim her yerden daha büyük bir huzurla dinleneceğim bir yere doğru gidiyorum...
Kaybolmayan bir şey var belki de, o da yaşantımızın farklı anlarında hissetmiş olduklarımıza dair muhafaza ettiklerimiz. Duyguların, duygulanımların değerli -bazen de yanıltıcı- hafızası. Duygusal hafıza. Kim onu bizden almak ister ve hangi amaçla?