Onlara göre yapacağı en doğru hareket bir iş bulmaktı. Bu onların ilk ve son arzularıydı. Bütün fikirlerinin temelini bu düşünce oluşturuyordu. İş bul! İşe git! Zavallı aptal köleler! diye düşündü kızkardeşi konuşurken. Dünya'nın güçlülere ait olması boşuna değildi. Köleler, köleliklerinin altında eziliyorlardı. İş önünde yerlere kadar eğildikleri ve taptıkları altın bir fetişti.
Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
Beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
Çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
Ve sana bir karşılık vereceğim.
Sana bir karşılık vereceğim
Toprağı deşen boğuk sesimle
Sana bir karşılık vereceğim
Amansız kum fırtınası altında
Sana bir karşılık vereceğim
Birbiri üstüne yığılırken günler
Ey taşan suların imkânı
Ey taşan suların bekareti
Sana bir karşılık vereceğim
İsmet Özel/ yaşamak umrumdadır
... Ona göre, kendisinin kendi hesabına çiğneyip ötesine geçtiği kilise, bütün insanlar için gerekli, en yüksek bir kurum idi. Gerçekte kendisi bir şeye inanmaz, iman etmez, bu halinden memnun yaşar, fakat halkın da kendisi gibi oluvermesinden ödü kopar ve hayatta halkı böyle bir felakete düşmekten korumayı en kutsal bir görev görürdü. O korumakla görevli bulunduğu dini, içinden, mesela bir tavuk meraklısının tavuklarına solucan, pislik sağlamasına benzetirdi. Solucan pis, pislik pistir, fakat mademki, tavukları onu seviyor, ona kıymet veriyor, tavuk meraklısı bunlara en yüksek fiyatı vermelidir. O da öylece kiliseyi başkaları için koruyacaktı. Bunun günahı, o pisliği sevenlere inananlaraydı. O düşünmüyordu ki, halk boş inananlardan hoşlanıyormuş gibi geliyorsa, bağlı kalıyorsa, bu onun gibi az çok bilgili olanların bütün bu aldıkları kuvveti, halkı karanlık hayatında kökleştirmek, onu tarafından örtmek, kapamak; nefes almasına, gözünü açmasına imkân bırakmamak cinayetinden ileri gelmektedir.
Arkamızdan, "Nastenka, Nastenka! Bu sensin!" diye bir ses işittim ve tam o anda genç adam bize doğru birkaç adım yaklaştı.
Aman Tanrım, nasıl da çığlık attı! Nasıl da canlandı!
Kendini benim kollarımdan kurtarıp nasıl da aceleyle onun kollarına koşturdu! Durdum ve perişan bir halde onları seyrettim.