Ben tek başına düşünen bir insanım, dar anlamıyla hiç bir zaman bütün yüreğimle ne devlete bağlı kalmışımdır, ne ana yurda, ne dostlar çevresine, ne de aileye. Bütün bu bağlara karşı hiç eksilmeyen yabancılık ve yalnızlık duygusu beslemişimdir.
Yaradan; tüm sırları, tüm gerçekleri şeffaf bir şekilde insanlara anlatmadı. Kuran'da insanın nankör ve zalim olduğuna vurgu yapılır. Nankör ve zalim olan insanın her şeyi şeffaf bir şekilde bilmesine lüzum yoktu. Bildiğimiz şeyler; insanoğlunu tertip edebilecek şekilde anlatılmış şeyleri bilmekten ibaret.
Şöyle düşünün; çalıştığınız işyeri sizi gözlemlemiş, test etmiş. İşinizden, güvenirliliğinizden, karakterinizden son derece memnun kalmışlar. Eğer gerçekten adaletli, merhametli, cömert bir patronunuz varsa siz maaşınıza zam talebinde bulunmadan sürpriz bir şekilde onlar zam yapar.
Patronun odasına gidip zam talebinde bulunmuşsunuz. Patron, olmaz veya sonra bakarız, demiştir. Siz ise ertesi gün yine zam istemeye gitmişsiniz. Dua etmek böyle bi şey olmalı. Elbette patrondan zam istenebilir. Onun adaletinden, vicdanından şüphe edebiliriz ama Yaradan'ın adaletinden, merhametinden şüphe edemeyiz. O'ndan maddi-manevi bir şeyler istemeye gerek olmamalı.
Siz istemeden sürpriz bir şekilde maaşınıza zam yapılmasıyla, talebinizle maaşınıza zam yapılması arasında çok fark vardır. Birincisi sizi daha çok mutlu eder. Firmanıza, patronunuza, yaptığınız işe olan bağlılığınızı daha çok artırır.
Hayatınıza dokunan asıl güzel şeyler, henüz duasını etmediğinizin şeylerin Yaradan'ın lütfuyla önünüze serilmesiyle gerçekleşir.
Allah'ın sevdiği güzel kalpli bir kulsanız, Allah ihtiyacınız olanı bilmez mi? Siz dile getirmeden adaletiyle, merhametiyle güzel şeyleri size sunmaz mı?
"Allah her şeyi bilen ve görendir," "Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir," yazıyor. Bu ayetlere rağmen Allah'tan maddi-manevi isteklerde bulunmak Allah'ın sıfatlarını hiçe saymak değil midir?