Çocukluğun kronolojisi çizgilerden değil, ani sıçramalardan meydana gelir. Hafıza donuk ve parçalara ayrılmış bir aynadır. Ya da daha doğrusu nisyan kumsalına dağılmış zamansız anı kabuklarından yapılmıştır. O yıllarda pek çok şey olduğunu biliyorum ama hatırlamaya çalışmak tıpkı bir rüyayı hatırlamak kadar sinir bozucu; hani bir rüya bizde bir duygu bırakmıştır ama hiçbir görüntü yoktur, hikayesiz bir hikayedir, boşluktur, geriye yalnızca hayal meyal bir ruh hali kalmıştır, aynı öyle. Görüntüler yitirildi. Yıllar, kelimeler, oyunlar, okşayışlar silindi fakat yine de bir anda geçmişi gözden geçirirken nisyanın karanlık bölgesinde bir şey yeniden aydınlanıveriyor. Bu hemen her zaman neşeyle karışık bir utanç duygusu oluyor ve hemen her zaman babamın yüzü, bizim sürüklediğimiz ya da bizi sürükleyen bir gölge gibi yüzüme yapışmış halde orada duruyor.
"Sevdiklerimizi alıp götüren şey ölüm değil. Bilakis ölüm onları saklar, sevimli gençliklerinde sabitler ölüm. Sevgiyi dağıtıp mahveden şey ölüm değil, yaşamdır." Marta artık gençliğinde ve sevgimizde sabitlendi. Annem ve ben o gün sessizlik içinde, mumsuz, pastasız kutladık 50.yaş gününü o ölü genç kızın. Öyle ki babam kendini avutabilmek adına derdi ki, aslında hiç var olmamıştı, yalnızca güzeller güzeli bir efsaneydi.