📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Neredeyse her zaman gizli bir kader olur, dışarıdan görülen ve açıkça yaşanan kaderi peşinden sürükleyen gizli bir kader vardır; dünya çapındaki neredeyse her olay içerideki kişisel bir çelişkinin yansımasıdır." (S.55)
Zweig'nın biyografi kitaplarını sevmeyen olduğunu sanmıyorum. Bence aralarında en iyilerinden biri de Marie Antoinette idi.
Çocuk yaşta evlendirilmesinden,Fransız ihtilali ile tahtan oluşuna ve idamına uzanan süre toplamda 38 sene ve kitap 600 sayfaya yakın :)) Bence Zweig "Vasat bir karakterin portresi" derken, bir yandan da elindeki potansiyeli kullanmamış, gücünün farkında olmayan, aynı zamanda vasat bir talihin de parçası olmuş bir kadın profili çizmeye çalışmış. Çünkü kitabın sonlarında özellikle mahkemede savunma yapan kraliçe aynı kadın mı diye düşünmeden edemedim. Madem kafan bu kadar çalışıyordu, farkındalığın yüksekti de kendini bunca sene neden heba ettin diye sormak lazımdı? Belki de 16. Louis gibi kendinin antitez örneği olacak bir eşi olmasaydı onun için de saray daha başka olabilirdi. Çocuk yaşta evlendirilmenin üzerine, kraliyetin verdiği baskı ve eşinin yemek, uyumak,kitap okumak dışında pek bir şey yapmıyor olması sanki kraliçeyi bunlara bir tepki olsun diye var olmuşcasına bir yaşama itiyor.
Çok severek okudum. Bazen uzatıldığını hissetsem de Zweig'ın kalemine alışık olunca çok da zorlanmadım. Dolambaçlı laf vurmalarının farkına varabilmek için biraz tarih bilgisi gerekiyor hepsi bu. Herkese keyifli okumalar dilerim.
"Acı duymak kaçınılmaz bir şeydir ama acı çekmek tercihe bağlıdır." (S.305)
Harika bir kitap okudum. Geçen senelerde Ruhlar Evi'ni okıduğum zamanlarda kendimi ruhen o kitabı okımak için ihtiyar bulmuştum :) Daha genç yaşlarda okumam gerektiği hissindeydim. Tam o sırada sevgili çevirmenimiz Eren Yücesan Cendey, Allende'nin Denizin Uzun Taçyaprağı'nı beğeneceğimi söylediği bir mesaj atmıştı. Çok haklıymış.
İkinci dünya savaşının ayak sesleri duyulurken İspanya iç savaşı ve Franco rejimi altındaki karakterlerin hikayesiyle başlıyor kitap. Allende'nin güçlü kadın karakterleri kesinlikle ön planda. Bir yandan da savaşın tüm acımasızlığını son derece güzel betimliyor yazar. Bu acımasızlıktan sıyrılıp bir şekilde önce Fransa oradan da Şili'ye olan göçlerini okuyoruz. Tarihi anlatıların tamamının gerçek olması beni daha fazla etkiledi. Yıllardır Livaneli'nin Serenad'ına benzer bir kitap soranlara da ısrarla bu kitabı ve Winnpeg'in öyküsünü okumalarını tavsiye ediyorum.
Acaba kitap saçma bir noktaya mı gidecek diyordum ki çok daha iyi bir noktaya evrildi ve bu kez Şili merkezli Latin Amerika tarihine giriş yaptı. Pablo Neruda'nın ünlü yazar Miguel Asturias'a benzerliğini kullanarak onun pasaportuyla ülkeden kaçışı, Salvador Allende'nin sağlık bakanlığından başkanlığa uzanan ve oradan Pinochet diktatörlüğü ile koltuğundan indirilişi gibi tam bir tarih toparlaması yapılıyor. Bir yanda dikatatörlük rejimleri anlatılırken bir yandan da karakterler tüm duyguları kalbinizde hissedeceğiniz şekilde aşkı, tutkuyu ama bir yandan da aşık olma düşüncesine aşık olmayı, ölçüsüz tutkuyu, acıyı, sürgünü yaşıyor.
Hem İspanya merkezli Franco diktatörlüğü ve 2. Dünya savaşı hem de Şili merkezli Pinochet diktatörlüğünü anlatan çifte kavrulmuş siyasal zeminli harikulade bir kitaptı. Israrla