Kardeşi gittikten sonra olanları uzun uzun düşündü. Kız Kardeşi ve sevgilisinin, kendi sınıfından ve Ruth'u sınıfından bütün insanların, ufacık hayatlarını yine ufacık formüllere göre biçimlendirdiğini düşünüp birer birey olamayan ve esiri haline geldiği çocukça birtakım formüller yüzünden hayatı gerektiği gibi yaşayamayan, daima birbirlerine sokulup hayatlarını birbirinin fikrine uyarak biçim veren, sürü güdüsüne sahip bu yaratıkları gözünün önüne getirerek acı acı güldü.
Aşkı küçümseyemezdi. Tapıyordu aşka. Aşk mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturuyordu. Yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış biçimiydi ve insanın başına nadiren gelirdi. Felsefe okuluna mensup, sevdiği filozoflar sayesinde, aşkın biyolojik anlamını biliyordu. Ama aynı bilimsel akıl yürütme sürecini daha karmaşık bir biçimde kullanarak aşkın insan organizmasının nihai amacı olduğu sonucuna vardı. Aşkın sorgulanmaması yaşamın en büyük ödülü olarak kabul edilmesi gerekiyordu. Böylece aşığı da tüm insanların en kutsanmışı olarak görüyor, "Tanrının çılgın aşığı"nı tüm dünyevi şeylerin, zenginlik ve muhakemenin, kamuoyunun ve kabul görmenin, yaşamın kendisinin üstünde görmekten ve "bir öpücükle son nefesini verme"yi düşüşmekten büyük bir keyif alıyordu