Ahlaki özgürlük de tıpkı siyasi özgürlük ve bu dünyadaki kıymet ifade eden diğer her şey gibi yalnızca büyük çabalarla ve aralıksız mücadele ile elde edilebilir. Güçlü, becerikli ve azimli insanların hakkı olan bir ödüldür bu. Özgür olmak için önce bu hakkı kazanmak gerekir. Özgürlük bir hak ya da durum değil bir ödüldür. Ödüllerin en büyüğü olduğu gibi en büyük mutluluk kaynağıdır.
Ancak kendi benliğimiz üzerinde hakimiyet kurduğumuz takdirde bir kıymetimiz olur. Diğer bir tabirle ne olacağımız ve hayatta nasıl bir rol oynayacağımız ancak bu şekilde belli olur. Bunu başardığımız takdirde herkesin nezdinde saygın bir yerimiz olacaktır elbette. Artık tüm saadet kapıları bize açılacaktır (çünkü en büyük mutluluk kaynağı düzenli çalışmadır).
İnsanların büyük bir kısmı dış tesirlerle şekillenirler. Etraflarından gördükleri gibi yaşamaya ve genelin fikrini benimsemeye o kadar yatkındırlar ki rutinin dışına çıkmaları neredeyse dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinden çıkması kadar zordur.
Bencil birisini küçük bir menfaatten vazgeçerek daha büyük karlara kavuşacağına ikna edebiliriz; ya da kötü bir adamı, başkalarına acı çektirdiği takdirde kendisinin daha büyük acılar çekeceğine inandırabiliriz. Fakat bu insanları bencilliğin ve kötülüğün bizzat kendisinin yanlış bir şey olduğuna ikna etmek, kediyi ciğerin kötü bir şey olduğuna ikna etmekten daha güçtür.
Fikir, kendi başına hayatını sürdürecek kıvama gelmeden ya da kendine ait bir örgütlenmeye kavuşmadan öylece ortada bırakılmamalıdır. Uzun müddet zihnimizde beslememiz ve ilgi göstermemiz icap eder. Bunu yaptığımız takdirde, bu fikir çağrışım dediğimiz gizemli cazibesini kullanarak, diğer fikirlerle bütünleşerek verimli duygu ve düşünceleri kendine çekecek kadar güçlü bir hayatiyete kavuşabilir.