Kamil Bey birdenbire tarih, destan, trajedi yapan insanlarla beraber bulunmanın tarif edilmez gururunu duydu. Zaferden sonra, "Anadolu'ya taraftar olduğundan tutuklananlar" diye bir cins adam yaşayacaktı elbette... Bu adamlar harp sakatlarına bile benzemeyeceklerdi. "Tutuklandığımızı Ankara'ya çoktan bildirmişlerdir" diye keyifle düşündü. "Mustafa Kemal Paşa'ya..." Mustafa Kemal Paşa, "Bu Kamil de kimdir?" diye belki sormuştur. Birkaç dakika olsun Ankara kendisiyle ilgilendi. Ankara yani bizzat "Kurtuluş" öpülesi alnını kırıştırarak, Kamil Bey üzerinde bir an olsun düşündü. Kurtuluş hiç tanımadığı bir insanı, her şeyini feda edecek surette kendisine çekebildiği için belki mutluluk duymuştur. Haklı olduğuna bir daha inanarak kuvvetlenmiştir.
Kamil Bey, günlük emirde adı yazılan bir genç subay gibi sevinçten taştı.
Sanat dehalarının birleşik tarafları olmalı. Dostoyevski ile Balzac nasıl da birbirlerine benziyorlar. Birinin Rus ötekinin Fransız olması hiç önemli değil! Birisi kapkaranlık, öteki apaydınlık olduğu halde, birisinin karanlığında ötekinin aydınlığı, ötekinin aydınlığın da berisinin karanlığı fazlasıyla var. Her iki dahide de kahramanlar birer taraflarıyla doğruca Allah'a bağlanıyorlar. Allah'ın insan icadı olduğunu anlamak için dahi romancıların insanlarına, dahi ressamların tablolarına, dahi kompozitörlerin eserlerine, hatta dahi aktörlerin temsillerine bakmak elverir...
Ayşe de benim eserim... Beni Allah'a bağlayan... Yani bana Allah'tan bir parça getiren vasıta... İşte bu sebepten, 'Baba olmak biraz da Allah olmaya benzer' demişler... Doğru söylemişler...