Elif

Elif
Vouz allez apprendre, vouz allez créer..
105 okur puanı
Temmuz 2022 tarihinde katıldı
"Gençler toplumsal hayatın her sahasında tutarsızlıkların içerisinde büyüyor. Kendisine her şeyi hak gören bir azınlık tarafından yönetiliyorlar. Sorumluluk bilincinin bir dezavantaja sebep olduğunu fark ediyorlar. Şeffaflığın bir zayıflık olduğunu görüyorlar. Gündelik siyasetin bir parçası olarak ötekileştiriyorlar. Ya bizim mahalleye mensupsun ya da karşı mahalleye. İki arada bir derede kalanlar, partizanlara göre daha fazla bedel öder; bu, en kötü stratejilerden biridir. Dilin içerisinde semantik kayıplar ortaya çıkıyor, üniversite öğrencileri terörist ve çapulcu ilan ediliyorlar. Farklı çıkar grupları tarafından kullanıldıklarının farkına varıyorlar. Çarpıtılan Öteki
Kitap Alıntısı
Reklam
Dümdüz ovalarda koşturmak insanın hayatında yalnızca bir kez -çocukluğun bir döneminde- nasip olan bir durumdur. Nietzsche'nin 'deve, aslan ve çocuk' anlatısı, insanın yaşam yolculuğunda geçirdiği dönüşümleri simgeler. Nietzsche, bu anekdotla, insanın önce yük taşıyan bir deve gibi toplumsal beklentileri karşıladığını, ardından bir aslan gibi özgürlüğü ve bireyselliği aradığını, en sonunda ise bir çocuk gibi yaratıcı ve özgür bir ruh haline ulaştığını anlatır. Çarpıtılan Öteki Godelian
"Bizi harika kılan şey, acınası iktidar hırsımız, benmerkezciliğimiz ve çelik zırh misali sağlamlığımız değil, tam aksine kırılgan olabilme cesaretimiz, hayret edebilmemiz ve sevebilmemizdir; bunlar hayatta en değerli saydığımız şeyleri mümkün kılar."
Iain McGilchrist
Iain McGilchrist
Merdivenlerden yuvarlanan kişi elbette bir sonraki sefere adımlarında daha temkinli davranacaktır, insan hayat deneyiminin artmasıyla birlikte ilişkilerindeki problemleri çözmek için buluşsal yöntemler (heuristics) geliştirir. Bu merdiveni bir daha çıkmayı reddetmekten -acıdan kaçınmaktan- farklı bir durumdur, insanın zamanla kendi isteklerinin ve ihtiyaçılarının ötekinde ne kadar karşılık bulacağını tahlil etmeye başlamasıdır. Çarpıtılan Öteki Godelian
Psikoloji
Sevgisizliğin ve doyumsuzluğun emzirdiği bir kadınla, aşkı ve kadınları aşağılayan bir adamın zehirli suyundan doğdum. Derin ve dar bir alacakaranlıktı akıp geldığım yatak. Kime biraz gülümsediysem garip bir önlem duygusuyla, bir yerlere gecikiyormuş gibi telaşlı, arkasını dönüp gitti. Korkunun ve bencilliğin cumhuriyetinde kabalığın kırıcı saltanatıydı yaşadığım. Herkes büyük bir ikiyüzlülükle bir erdem, bir zorunluluk gibi yaşamı öne sürerek ölümü kutsuyordu. Kimsenin yağmuru seyretmediği bir dünyada yıldızları sevmenin yalnızlığı ile her gün biraz daha geri çekildim. Üstüme örttüğüm yorgan yüreğimdeki serçenin küçücük ürkek kanatlarıydı. Kimse, ilkyazın sevgi, yazın dinginlik, güzün bitiş, kışınsa sıcaklığı büyüten bembeyaz bir düş olduğunu anlatmadı. Ne zaman bir sızıyla gözlerimi bulutlara, ağaçların uç dallarına, rüzgârın ufukta çaldığı ıslığa çevirdiysem, yüzüme inen bir tokatla önümdeki duvarlar gösterildi. Alnımdaki derin eğri bu sakınmalardan kalmadır. Bu yüzden sesimin rengi acı, gözümün ışığında bulanık bir kırılma, parmaklarım böyle dolaşır birbirine...
Sayfa 80 - Şükrü erbaş, Bütün yazıları-1
Edebiyat