Kadınlığın karanlık yüzü... Bugün biraz kadın olmanın nasıl bir bahtsızlık olduğundan, doğduğumuz andan itibaren nasıl lanetlendiğimizden bahsetmek istiyorum.
Bu lanet doğduğumuz anda başlar, bizi ve annemizi sarar. Neden bir erkek çocuk değil de yarım insan doğurdun diye suçlanır kadınlar. Ve onlardan çıkan yarım insanlar. Yani kadınlar.
Sonra rahatsız edici bakışlar başlar. Aile içi istismarlara maruz kalırlar. Babaları, abileri, dedeleri, amcaları, dayıları, komşuları... kız çocuklarına musallat olurlar.
İçine gömülür kadınlar. Konuşamamanın ağırlığıyla battıkça batarlar balçığa. Konuştuklarında da iftira atmakla suçlanırlar. Yalnız bırakılırlar. Düşman gözlere ve sözlere alıştırılırlar.
Nedense herkese umut verir kadınlar. Susarak ya da konuşarak, kalarak ya da giderek, bakarak ya da bakmayarak, gülerek ya da gülmeyerek. Doğarak, var olarak, nefes alarak... Davetkar olurlar, tahrik edici olurlar, merak uyandırıcı olurlar, istekli olurlar, mağdur olurlar, kurban olurlar ama hiç haklı ya da mutlu olmazlar...
Sonra hamile olurlar. Hamile kaldıkları için ayıplanırlar. Seviştiklerini alelade gözler önüne seren hamilelikleri, ahlaksızlıkları olur.
Bazen de hamile olmazlar. Olamazlar. Hamile kalamadıkları için suçlanırlar. Bu hayattaki tek görevlerini de yerine getirememişlerdir onlar. Eksiklerdir, yarımlardır, hor görülmeye layıklardır. Vah vahlanırlar.
Doğuramayanların kumaları vardır. Kumaları onları tamamlar. Kumaları olan kadınlar, sessiz, uyumlu ve paylaşımcı olurlar. Olmayanları evden atılırlar.
Doğurabilenler arka arkaya çocuk doğurmakla mükafatlandırılırlar. Vücudunda derman, ağızlarında diş, kemiklerinde mineral kalmayana kadar doğururlar. Doğurdukça azalırlar. Azalır azalır azalır yok olurlar.
Tecavüz edilir kadınlara. Tecavüz edildikleri için