Miss Nobody

Yalın ayak dikenlereee taşlara basa basaaa yürüdüm
8/10
·117 syf.·
2025 22. kitabı
-Spoiler İçermez- Dizisini izlemeye başladıktan sonra merak edip kitabını aldığım ve iyi ki dizisi çekilmiş dediğim kitap incelemesinden merhabalar 1k'nın inceleme okuyan gerçek okurları. Arkadaşlar kitap sadece117 sayfa ama bu kitabın hakkı 1117 sayfadır. Konular çok hızlı ve üstünkörü işlenmiş, derinine inilememiş, psikolojik tahlil yapılmamış kitapta. Oysa bu kitap işlediği konular itibariyle çok daha detaylı anlatımı hak etmekte. Bu sebeple yalnızca kitabı okusam tatmin olmazdım fakat dizisini izleyince... Diziyi henüz bitirmemiş olmakla birlikte başarılı bir kitap uyarlaması olduğunu söylemeliyim. Çünkü çoğu zaman kitaptaki cümlelerin birebir aynısına denk geldim diziyi izlerken. Ve senaristler, kitaptaki genel havayı iyi solumuş ve kitapta yer almamasına rağmen diziye hizmet edecek ve aynı zamanda kitapla ters düşmeyecek sahneler eklemişler. Önce dizi hakkında kendi yorumlarımı yapayım. Bir kere ben Ali Rıza'yı seviyorum. Baskıcı olduğunu söyleyenler baskıcı baba görmemişler. Adam ilgili, sevgi dolu ve kontrolcü bir baba. Ki benim öyle çocuklarım olsa daha da kontrolcü olurdum. Bazen yersiz küskünlükleri olsa da o kadar kusur kadı kızında olur. Leyla... Ahu gözlü çöl fingirdeği... Kızın bekar adamlara alerjisi var. İlk bölümlerde yakın arkadaşının sevgilisiyle yakınlaşıyor, sonra kız kardeşinin sevgilisiyle, sonra psikoloğunun kocasıyla, sonra da başkasıyla evli olan eski kocasıyla... Partnerlerinden tek düzgün olanı Nazmi, (kitaptaki adıyla Nizami) onu da kendi istemiyor. Ve kardeşi Necla'yı deli gibi kıskanıyor. Necla... Ben Necla'yı seviyorum. Leyla'nın zayıflığının aksine güçlü bir kız. Özsaygıyı yüksek. Hatalarını kabullenecek kadar da olgun. Oğuz'la kaçtığında bile kızamadım nedense. Neyse biraz da kitaptan bahsedeyim. Ali Rıza eski sancak
Edebiyat
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202436,1bin okunma
Reklam
Delirtilmiş Kadınların Hikayeleri
9/10
·184 syf.·
2025 21. kitabı
Kadınlığın karanlık yüzü... Bugün biraz kadın olmanın nasıl bir bahtsızlık olduğundan, doğduğumuz andan itibaren nasıl lanetlendiğimizden bahsetmek istiyorum. Bu lanet doğduğumuz anda başlar, bizi ve annemizi sarar. Neden bir erkek çocuk değil de yarım insan doğurdun diye suçlanır kadınlar. Ve onlardan çıkan yarım insanlar. Yani kadınlar. Sonra rahatsız edici bakışlar başlar. Aile içi istismarlara maruz kalırlar. Babaları, abileri, dedeleri, amcaları, dayıları, komşuları... kız çocuklarına musallat olurlar. İçine gömülür kadınlar. Konuşamamanın ağırlığıyla battıkça batarlar balçığa. Konuştuklarında da iftira atmakla suçlanırlar. Yalnız bırakılırlar. Düşman gözlere ve sözlere alıştırılırlar. Nedense herkese umut verir kadınlar. Susarak ya da konuşarak, kalarak ya da giderek, bakarak ya da bakmayarak, gülerek ya da gülmeyerek. Doğarak, var olarak, nefes alarak... Davetkar olurlar, tahrik edici olurlar, merak uyandırıcı olurlar, istekli olurlar, mağdur olurlar, kurban olurlar ama hiç haklı ya da mutlu olmazlar... Sonra hamile olurlar. Hamile kaldıkları için ayıplanırlar. Seviştiklerini alelade gözler önüne seren hamilelikleri, ahlaksızlıkları olur. Bazen de hamile olmazlar. Olamazlar. Hamile kalamadıkları için suçlanırlar. Bu hayattaki tek görevlerini de yerine getirememişlerdir onlar. Eksiklerdir, yarımlardır, hor görülmeye layıklardır. Vah vahlanırlar. Doğuramayanların kumaları vardır. Kumaları onları tamamlar. Kumaları olan kadınlar, sessiz, uyumlu ve paylaşımcı olurlar. Olmayanları evden atılırlar. Doğurabilenler arka arkaya çocuk doğurmakla mükafatlandırılırlar. Vücudunda derman, ağızlarında diş, kemiklerinde mineral kalmayana kadar doğururlar. Doğurdukça azalırlar. Azalır azalır azalır yok olurlar. Tecavüz edilir kadınlara. Tecavüz edildikleri için
Edebiyat
Deli Kadın HikâyeleriMine Söğüt · Can Yayınları · 202211,7bin okunma
İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları.
8/10
·110 syf.·
2025 20. kitabı
Burjuva sınıfına tabi olan Mösyö Jourdain'in, Aristokrat sınıfına tabi olmayı istemesi adına kendini soktuğu gülünç durumların konu alındığı bir Moliere kitabından merhabalar 1k'nın inceleme okuyan gerçek okurları... Efendim Aristokrasi doğuştan gelen bir soyluluktur ve aileden miras kalır. Çalışılarak elde edilemez maalesef. Babası tüccar olup kendisi de bir burjuva olan Mösyö Jourdain'in Aristokrat olma çabaları aslını inkardır. Soylular gibi olabilme adına, dans, müzik, felsefe dersleri alması güzeldir tabi. Fakat bu dersleri anlayacak hamur yoktur onda. Bu sebeple öğretmenlere boş yere para yedirmekle kalır. Sadece öğretmenlere değil, neredeyse herkese para yedirir bu uğurda. Eşi onu defalarca uyarır fakat Mösyö Jourdain, eşini cahillikle suçlayıp susturur daima. Kızını da bir aristokratla evlendirmek isteyen Mösyö Jourdain, kızının sevdiği kişiyle evlenmesine mani olmaya çalışır fakat olamaz. Zira kızın sevdiği kişi bir Türk Sultanı kılığına girerek kendi soylu bir kişilik olarak tanıtınca Mösyö Jourdain hemen ikna oluverir bu evliliğe. Bu kitabın yazılışının bir hikayesi vardır. Rivayete göre Sultan IV. Mehmet'in Fransa'ya gönderdiği elçi Süleyman Ağa, Fransız sarayının ihtişamına dudak bükünce, Fransa Kralı XIV. Louis bu ilgisizliğin intikamını almak üzere Moliere'e gülünç bir Türk Balesi yazmak için siparişte bulunmuştur. İşte o sipariş üzerine de bu kitap yazılmış ve Türkler gülünç olarak resmedilmiştir. Bunu duyar duymaz kitabı okumak için fena halde heyecanlanmıştım zaten. Okuduğuma memnun oldum. Bir başka Moliere kitabında buluşmak üzere, keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
Kibarlık BudalasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,9bin okunma
Öldüreyazmış ama öldürmemiş :D
9/10
·84 syf.·
2025 19. kitabı
-Spoiler İçermez- Size bir aile resmedeceğim. Bu aile, bazılarınıza hatta belki birçoğunuza tanıdık gelecektir. Bir baba düşünün. Çevresi tarafından sevilen, sohbetlerinde neşeli ve etrafındakileri güldüren... İyi bir statüye ve toplum tarafından kendisine teslim edilmiş bir itibara sahip... Saygı gören bir mesleği ve iyi bir de kazancı var... Eşi ve çocuklarıyla mutlu bir baba... Aynı babaya ev ahalisinin gözünden bakalım bir de. Sorumsuz ve ilgisiz... Dışarıya verdiği neşeyi evdekilerden sakınıyor... Para kazanıyor ama o parayı sorumsuzca harcıyor... Evdekilerin ihtiyaçlarından bihaber... Dışarıdaki itibarını sarsmamak için eşinin çalışmasına izin vermiyor ama ailesini de sık sık paraya muhtaç ediyor... Eve alkollü geliyor ve neye ne zaman kızacağı belli olmuyor... Çocuklarını dışarıya karşı içten içe mahcup hissettiriyor... Anneyi devamlı öldürmekle tehdit ediyor, öldürmediği zaman da çıkardığı kavgalarla aileyi huzursuz ediyor... Anneyi de ele alalım yeri gelmişken. Eşinden dolayı sıkıntı çekiyor ama bunu çocuklarına ve çevresine yansıtmamak için sonsuz çaba gösteriyor... Babanın sorumsuzluğunun üstünü örtmek için yalanlar söylemek durumunda kalıyor... Mutsuz ve diken üstünde yaşıyor... Kan kusuyor ama kızılcık şerbeti içtim diyor... İşte bu öyle bir aile ki, kol kırılıyor ama yen içinde kalıyor... Çoğu Türk toplum aile yapısına benzer bir yapı niteledim sanırım. İşte yazarın içine doğduğu aile, böyle bir aile. Fournier bu sefer de babasını anlatıyor bizlere. Onun nasıl bir baba olduğunu anlatan "Nereye Gidiyoruz Baba?" kitabından sonra, kendisinin nasıl bir babaya sahip olduğunu gösterdiği "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" kitabını okumak yazara bir adım daha yaklaştırdı beni. Bu yazarı okumaktan keyif alıyorum ve diğer bir kitabında buluşmak üzere iyi
Edebiyat
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
Aforizmalar
10/10
·180 syf.·
2025 18. kitabı
-Spoiler İçermez- Konfüçyüs, Çinli bir filozof, öğretmen ve devlet yönetiminde yer almış, milattan önce 551 ile 479 yıllarında arasında yaşamış bir zattır. Kitapta sık sık beyliklerden bahsedilmektedir. Bunun sebebi Konfüçyüs'ün yaşadığı dönemin beylikler arasında savaşların olduğu karışık bir dönem olmasından ileri gelmektedir. Kitabın büyük çoğunluğu, Konfüçyüs'ün öğrencileriyle arasındaki konuşmaları konu alan diyaloglardan oluşur. Kitap bu haliyle bana Platon'un kitaplarını anımsatmıştır. Konfüçyüs kitabında, küçük insanın tersi olan Üst insana çokça vurgu yapmaktadır. Üst insan, ahlaklı, erdemli, dürüst ideal bir insan tiplemesidir. Konfüçyüs de kitabında sık sık ahlaktan, erdemden, toplum yönetiminin nasıl olması, insanların nasıl bir hayat sürmesi, hangi değerleri benimsemesi gerektiğinden bahseder. Konfüçyüs her ne kadar savaşların bolca olduğu bir döneme doğmuş olsa da ona göre savaş ve şiddet hiçbir şeyin çözümü değildir. O daha çok eğitime önem verir ve eğitimle daha iyi bir toplum düzenine erişilebileceğini savunur. Kitapta neredeyse altını çizmeden geçtiğim bir sayfa yoktu. Bolca öğreti, bolca aforizma içeren bu kitap bu yıl benim için en faydalı olan kitaplar biri oldu. Ağır olmayan, akıcı bir kitap. Okuyacak herkese keyifli okumalar diliyorum.
Felsefe
KonuşmalarKonfüçyüs · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,911 okunma
Reklam