-Hayat, bir ziyafetten başka bir şey değildir. Yemek ne kadar sürmüşse, ziyafet orada biter. Kolun bu sofrada nereye kadar uzanmışsa, nasibin o kadardır. Bütün sofraya gelenleri değil, yalnız önüne uzatılan tabaktan kendi hisseni iste!
Kahramanları da, ilahları da yaratan biziz. İnsanlar putlarını kendileri yaparlar. Sonra bir zaman gelir, onları yıkarlar. Fakat sonra gene yenilerini yaparlar
Türk edebiyatının kült eserlerinden biridir. Döneminde oldukça ses getirmiş, sansüre uğratılmak istenmiş hatta TBMM'de bile tartışma konusu olmuştur. Önce tiyatro oyunu sonra iki defa filmi çekilecek sahnede ve beyazperde de yerini alacaktır. Köy enstitülü öğretmen Fakir Baykurt'un adını duyuran eseridir. O derece sansasyon yaratacaktır ki bir dönem öğretmenlikten uzaklaştırılacaktır.
Türkiye'de toplumcu gerçekçiliğin en güzel örneklerinden olmakla birlikte halkın sosyo-ekonomik durumunu gözler önüne serer.
Seksen haneli karataş köyünde yaşar kara bayram ve ailesi, köyün yoksullarındandır. Daha önce satılan bey çiftliğinden kırk dönüm tarla alabilmiş, ortakçılıktan, yarıcılıktan kurtulmuşlardır ama borcunu yedi yılda ancak ödemiştir. Vilayete yapılacak heykel için muhtar köy içinden ev yeri satar. Kara bayramın evinin önünü köy kurulundan deli haceli alır, muhtar hacelinin tarafını tutacaktır. Haceli temel kazar karşısında bayramın anası ırazca'yı bulur, dirayetli kadındır ırazca kendisi karşı koyar ki bayramı yem etmek istemez. İşler çığırından çıkar ırazca temeli geceleyin doldurur, haceli tekrar kazar gece temelin başında yatar. Muhtar bayrama gözdağı verir, haceliye devam et arkanda ben varım der. Haceli temelde yatarken bayramın ailesi kerpiçleri kırar. Köyde hazırlık vardır, kaymakam gelecektir muhtar bayramın kuzusunu çaldırtır ve kestirir. Kerpiçlerin kırıldığını duyan hacelinin gözü hiç bir şey görmez bayramın evini basar. Eline ne geçerse vurur, avluda çamaşır yıkayan hatçaya değen taş çocuğunu düşürtür. Bayram yetişir haceliye dayak atar, köylü araya girer. Muhtar bayramı odaya çağırtır, pusu kurmuştur o da bayrama dayak attırır. Çaresiz kalan ırazca köye gelmeden kaymakamın önüne çıkar halini arz eder. Kaymakam muhtarın yüzüne bakmaz bütün hazırlık
Zulüm eden bir kez zulmünün cezasını görmedi mi, önü alınmaz! Cezaları neyse göster şimdi onlara. Anlasınlar dünyanın kaç bucak olduğunu! Anlasınlar da, vara yoğa horozlanıp durmasınlar yoksulların başında! Hem de millete bir cesaret gelsin! Yüreklensin...