AyseL

10/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2018 60. kitabı
Hayatımda yer edinen sayılı romanlardan birisidir Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Romanı incelemekten ziyade, iki yıl önce okumuş olmama rağmen kitabın duygu dünyamdaki yerini aktarmak istiyorum. Hayat yaşarken idrak edemediğimiz geçmişin anı defteri olma özelliğini kazandıktan sonra okurken hüzünlendigimiz acıklı bir romana benziyor. İçinde mutlu hikâyelerimiz olsa bile "geçmiş" hep hüzünlü gelir bana çünkü biten mutluluklar da acı verir... Bitmeyeceğini sandığımız en güzel anlarımız bir bakmışız koskoca ömürde bir rüya oluvermiş tıpkı Nüzhet' in aşkı gibi. Aşk, hastalık, ıstırap kitabın belli başlı temaları. Aşk öyle enine boyuna işlenmiyor, hastane odasında geçen çaresizlik daha ağır basıyor. Ve nihayetinde herkes yoluna devam ediyor... İşte beni derinden etkileyen de geçmişte yaşadığımız bir kaç küçük anının bir ömre bedel olacak kadar tesirli olması. Aklıma geldikçe bunları düşünüp kahramanlar adına üzülüyorum halen..
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121bin okunma
Reklam
9/10
·256 syf.·
2019 20. kitabı
1940' lı yıllarda İstanbul... Yazarın "Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir?" diye övdüğü, "Buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz." diye serzenişte bulunduğu İstanbul... Vapurda birbirine rastlayan iki yabancı Ömer ve Macide.. "Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş..." Aşk ne güzel şeysin. Hiç tanımadan birini kendine yakın hissetmek, ruhun gözlerden taşıp kalbe dokunması ne hisli bir hadise. Yanlış zamanda doğru insana denk gelmek de aynı nispette acıklı bana göre. Kitabı bitirdikten sonra bile Ömer kendi ayakları üzerinde durup hayatını idame ettirebildi mi, Macide Ömer' i unutup Bedri ile mutlu olabildi mi diye merak içinde kaldığım oldu zaman zaman. Bu kitabın devamı olması gerektiğine inanmam veya bir okur olarak hikayenin devamını tasavvur etmeye çalışmam Sabahattin Ali' nin ustalığındandır şüphesiz. Kendimi bir zamanların İstanbul' unda, kahramanlarla aynı semtte, Ömer' i yakından tanıyıp haline üzülen biri olarak gördüm romanı okurken. Tamamlanmamış aşk hikayeri hep üzer beni ama aşkları tükenmeden ayrılan Ömer ve Macide' nin tekrar kavuşma ihtimali vardı nasıl olsa ben de günün birinde onların kavuştuğunu varsayıyorum :) (#51511411) Hem zamanlama da doğru olacak bu defa... Keşke hayat, sorumsuzluklarını, tembelliğini İçimizdeki Şeytan' a bağlamaktan vazgeçen akıllanmış Ömer' e gerçekten de yanlışlarını telafi etmesi için yeni bir şans verebilse. Keşke elimizden kayıp gitmeden bazı şeylerin kıymetini bilmeyi idrak edebilsek... Yaşantımıza yön vereceğini düşündüğüm bir kitap. Kişilik tahlilleri iç muhasebemizi yapmamıza yardımcı
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
8/10
·215 syf.·
2019 15. kitabı
Anısı güzel insana, Reşit' e... Bu kitabın incelemesini sana mektup yazarcasına yapmak istedim ama normal mektuptan farklı olarak zarfa konup pullanmayacak ve görülmüştür mührü basılmayacak... Bunca yıldır cezaevlerindeki işkencelerle ilgili kitap okumadım, film izlemedim, haber detaylarına bakmadım... Hep kaçtım insan onuruna yakışmayan, kainat yıkılıyormuş da insanlık altında kalıyormuşcasına ağır gelen bu suçu-"işkenceyi" tanımaktan... Ama konusunu bilseydim muhtemelen okumayacağım "Sen" romanı da cezaevlerindeki zulmü anlatıyor. Malesef seni de anlatıyor, seni hatırlatıyor. Ve senin gibi binlercesinin yüzkarası alınyazısını tarihe not düşüyor. Mehmed Uzun' un değeri artıyor gözümde, bu karanlığa ışık tutma cesaretine sahip olduğu için. Viran Diyarbakır' ın "en büyük derdi özgürlük ve kendisi olarak yaşamaktır" diyor yazar. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Askeri Cezaevi' nde yaşanananlar da anlatılıyor. "Kendi olmak neden suç?" diye sormadan edemiyor insan. Veya özgürlüğü elinden alınmış olmak yeterli değil mi ki bir de zulüm üstüne zulüm ekleniyor? "Sen" diye hitap edilen kişinin adı geçmiyor kitapta. Bu yüzden bu kitabın kahramanı sensin ve senin gibi birçok mahkumdur. Yıl 2019 olmuş ama seni de hücreye atmışlar dört duvarın kasveti yetmezmiş gibi daha da daraltmışlar o duvarları. Sen de kitaptaki kişi gibi suçunu bilmiyorsun. Hukuken yasal olan ama muhalif olunduğu için suç sayılan çifte standartlı..... Velhasıl "Hayvan Çiftliği" ni aratmayan güzel ülkemizde mahkumsun. Boyun eğmeyen kişiliğinden bir şey eksiltmemişsin. Tutuklanmadan önce bu kitabı okumuş olsaydın belki işine yarardı, belki de okuduğun halde yarayamamıştır bilemiyorum. Kemikleri korumak çok önemliymiş. Kemik ve eklemleri çok seviyor kitaptaki işkenceciler. Olacak iş mi senin yaptığın da
SenMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20114,764 okunma
4/10
·144 syf.·
2019 14. kitabı
Aslı Erdoğan' ın okuduğum ilk kitabi o yüzden yazarı ve genel üslubunu hariç tutarak "Kırmızı Pelerinli Kent' i" okurken pek keyif almadım diyebilirim. Kitapta gerçekle kurgu olmak üzere iki farklı anlatım biçimi var bu sebeple farklı yazı karakteriyle yazılan bölümler gözü epey yoruyor. Rio' nun karanlık atmosferi de üstüne eklenince akıcı olmayan bir kitap oldu benim için. Ama kitabı bitirdikten sonra bir etki bıraktığını hissedebiliyorum. Genel kültüre katkı sağlayan bir roman. Brezilya' nın yaşantısı hakkında bilgi veren bir kaynak aynı zamanda çünkü yazar bu romanı yazarken iki yil boyunca Rio' da yaşıyor, anekdotlarını paylaşıyor zaten otobiyografik bir roman. Brezilya' da da diğer Güney Amerika ülkelerinde olduğu gibi suç oranının çok yüksek olduğunu, karnaval kültürünü ve futbolunu biliyoruz ama özellikle renkli karnaval görüntüleriyle ön plana çıkan bir kent yaşantısında bu denli bir kaos olduğunu bilmiyordum. Mesela bir pazar günü ritüeline dönüşen havai fişekler Brezilyalıların yaşama sevincini değil uyuşturucu sevkiyatını haber veriyormuş.... Brezilya' yı daha iyi tanımak istiyorsanız ve Özgür' ün insanın ruhunu daraltan yanlızlık öyküsünü merak ediyorsanız mutlaka okuyun. :)
Kırmızı Pelerinli KentAslı Erdoğan · Everest Yayınları · 20121,518 okunma
10/10
·295 syf.·
2019 10. kitabı
Şu an büyük bir hayal kırıklığı ve derin bir üzüntü içersindeyim. Ne demek Mehmed Uzun ölmüş... Daha önce ismini çok duymuş olmama rağmen ilk defa bir kaç gün önce bir kitabını okuyup tanıştım yazarlığınla. Kitap çok etkileyiciydi muhteşemdi ama şimdi konumuz bu deil. Merak edip hayatina bakayim derken daha bir kaç saat önce öğrendim artik hayatta olmadığını. Oysa ki yaşayan bir efsaneyi okuyup takip etme şansına sahip olduğumu düşünmüştüm kendimce. "Yitik Bir Aşkın Gölgesinde" şimdi daha acı dolu benim için. Memduh aslında Mehmed imiş. "Umut nöbetinden, sürgün nöbetinden, aşk nöbetinden, kimsesizlik ve çaresizlik nöbetinden, umutsuzluk nöbetinden sonra şimdi de son nöbet" derken her kelimenin içini doldurmuşsun. Ölüm nöbeti hariç olsaydı keşke. Tamam kaçınılmaz son ama daha yeni tanımıştım seni. Bütün eserlerini okuyan veya seni daha iyi tanıyan biri olmadigim için kapsamlı bir değerlendirme yapamasam da; duyarlılığın, hüznün, umudun, mücadelen, ruh inceliğin güçlü kaleminden bana geçti bir okur olarak. Memduh artık yaşamayan 3 kişiye her hafta düzenli mektup yazıyordu hani. En yakın dostu Celadet Bedirhan' a , babasına ve Feriha' ya. Gerçi Feriha hayattaydı.. Demem o ki, bu da benim sana mektubum olsun... Mezarın Diyarbakırdaymis yani kendi topraklarındasin. Zira Van ve İstanbul hasretiyle tutuşan ve içinde ukde kalan Memduh' un vatan özlemi yeteri kadar acıtmıstı içimi.
Yitik Bir Aşkın GölgesindeMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20207,6bin okunma
Reklam