Başka bir günün kıyısında açıyorum gözlerimi. Bu kez bir erkek olarak. Her erkek biraz yalancıdır derdi annem. Her erkek biraz şairmiş. Daha kolay oluyormuş öyle yalan söylemek. Daha mı kolay olacak böyle yaşamak? Bilmiyorum. Keşke erkek doğsaymışım derdi annem. Babam da sırıtırdı pis pis. Oldu işte anne, erkek oldum senin yerine bu sabah.
Solumda siyah beyaz bir çerçeve. Silik ama güzel bir kadın, yanında baskın bir adam, göbekli. Bende de var. Benim o adam, ama daha yaşlı biraz. Sağıma bakıyorum, boşluk. Nerede acaba? Kalkıyorum. Alışmışım erken kalkmaya, annemle babama kahvaltı hazırlamaya. Sonra da işe. Hatırlamasam daha iyi. Banyo, mutfak – kimse yok benden başka. Nerede acaba? Yalnız mıyım yoksa burada da ben? Ne yapacağım şimdi anne?
Aah, telefon , evet. Vardır kesinlikle bir açıklaması. Ne diye kaydetmiştir ki. Alevli, Tatlış, Civelek, Serapçık - ne biçim isimler bunlar. Atıyorum elimden . Yatağa koşuyorum. Babam gibi mi olmam gerekliydi illa? Sabah ezanı başlıyor, duyulmuyor hıçkırıklarım. Duyamaz zaten, kimse yok odada. Eskiden de içimden ağlardım hep, kimse duymazdı, yastık ıslatırdım sadece. Bu kez ben de duyamıyorum ama.
Deniz kenarındayım, yürüyorum, kırmızı elbisem var üstümde, o babamın yırttığı. Uzakta çocuklar bağırıyor, beni çağırıyorlar. Çekiniyorum, başka tarafa bakıyorum , arkamdan korkma diyor birisi. Bakıyorum, silik kadın. Korkma diyor, işin özü baş edebilmek. Ya sen diyorum. Göreceksin diyor. Çocuklar bağırıyor, kadın kayboluyor, ben uyanıyorum.
Yine erkeğim. Babam sevinirdi, belki de severdi beni. Annem? O başka, ne yapıyordur şimdi ? Kalkıyorum yine, aynaya bakıyorum bu defa. Meymenetsiz – babam gibi aynı. Çıkıyorum. Orada bu kez. Neden yoktu ki daha önce? Yaklaşıyorum. Normal değil, fazla çekingen . Tanımıyor mu beni. Yo, tanıyor,