Mme de Breyves ister bir şairle gezintiye çıksın, ister bir arşidüşese öğle yemeğine gitsin, ister Trouville’den dağlara ya da kırlara gitsin, ister tek başına kitap okusun, ister en sevdiği dostuyla sohbet etsin, ister ata binsin, ister uyusun, M. de Laléande’ın adı, hayali hep harika, acımasız ve kaçınılmaz biçimde üzerinde duruyor, tıpkı gökyüzünün üzerimizde durduğu gibi.
Seçkinler çevresi her şahsın fikrinin diğerlerine göre biçimlendiği çevredir. Diğerlerinin fikirlerinin tersine mi biçimlenmiş? O zaman edebî bir çevredir.
Hayal etmek, yaratmak, yalnız ve zihinsel bir hayat yaşamak, kendini adamak gibi
derin ihtiyaçları artık doyurulmadıkları için onu mutsuz ettikleri ve sosyetede mutluluğun soluk bir gölgesini bile bulmasını engelledikleri halde artık fazlasıyla körelmişlerdi; onu hayatını değiştirmeye, sosyeteden vazgeçip esas kaderini gerçekleştirmeye zorlayacak kadar buyurgan değillerdi. Sonsuzluk için yaratılmış ve giderek neredeyse hiçliğe hapsolan bir hayatın şaşaalı ve kasvetli manzarasını sunmaya devam ediyordu; gerçek kılabilecekken günbegün uzaklaştığı soylu kaderin hüzünlü gölgeleri kalmıştı sadece geriye. Yüreğini kabaran dalgalar gibi yıkayabilecek, bir sosyete yüreğini tıkayan bütün insani eşitsizlikleri ortadan kaldırabilecek kapsamlı bir iyilikseverlik eylemi bencilliğin, beğenilme arzusunun ve hırsın binbir mendireği tarafından durduruluyordu.