Asanın, sihrin, cadılığın, büyücülüğün aksine herkesin cininin olduğu, zırhlı ayıların savaşçı olduğu, birbirinin kopyası fantastik eserlerden farklı olarak altın tozu, keskin bıçak gibi fantastik ögelere sahip benim kendi türünde en sevdiğim kitaplardan biri.
Ne kitabı ne de filmi ülkemizde hak ettiği ilgiyi buldu. Gayet akıcı, sürükleyici ve özgün neden fazla bilinmiyor anlamıyorum. 3 kitaplık bir seri, ilk kitabı ve üçüncü kitabı her yerde bulunabilirken bunu yani ikinci kitabını yalnızca birkaç sahafta - o da ederinin çok çok fazlasına - bulabilirsiniz çünkü yeni baskısı yok.
Öğlen bitirdim ancak hala üstünde düşünüyorum. Altı yüzüncü sayfalara kadar çok güzel gidiyordu sonrası biraz beni sıktı açıkçası ancak dokuz yüzlere doğru tekrar sardı ve son sayfalarını özellikle yavaş okuyup iyice zevk alma ihtiyacı hissettim.
Dönem Rusya'sı hakkında bir çok bilgi bulabilirsiniz, daha çok karakterlerin psikolojik değişimleri üstünde durulan sizi de ahlaki olarak karakterlerin davranışlarını düşünmeye sevk eden içeriğe sahip, özellikle son yüz sayfasında daha da yoğunlaşan felsefi düşünceler ve konuşmalar çok hoştu.
Okumamın üzerinden bayağı zaman geçmesine rağmen kendimi Oblomovluk yaparken bulunca aklıma gelen yapıttır. Şu soğuk günlerde Okulların da tatil edilmesiyle birlikte evden dışarı pek çıkmayıp kitap okuyarak, film izleyerek, yeni müzikler keşferedek geçen günler ve görüşülen arkadaşların birkaç kişiyle tutulduğu, hemen yapılması gereken işleri planlayıp daha son günü gelmediği için ertelemek şu sıralar bazılarımızın yaptığı şeyler.
Hayatın keşmekeşliğinden bıkıp belli aralıklarda yaşadığımız bu durumu Oblomov çoktan yaşam tarzı haline getirmiş bile. Bana kalırsa herkesin bir yanında "burasına kadar gelince" ortaya çıkan bir Oblomov var. O yüzden kitapta herkes kendinden bir parça bulacak. Şayet ben buldum. Nefis bir kitap.