Tanışmasalar da Nietzsche “Elveda, bana izin verilenden ötesini gördüm” yazdığında Van Gogh aynı günlerde mektubunda “Günaydın, bana izin verilenleri görmeye çalışıyorum” diyordu.
Ferit Edgü der ki: Nietzsche’yi okumuş bir Van Gogh düşlüyorum, Van Gogh’un resimlerini görmüş bir Nietzsche. Baudelaire’i okumuş bir Van Gogh düşlüyorum, Van Gogh resimlerimi görmüş bir Baudelaire. Yalnız filozof, şair ve ressam değişmezdi. Şiir, felsefe ve resim de değişirdi.
“Kendi yaşamınızı tam olarak yaşadınız mı? Yoksa yaşam mı sizi yaşadı?”
Nietzsche Ağladığında; Bu hayatta artık “En sevdiğin kitap ne?” sorusuna vereceğim bir cevap olmasını sağlayan kitap. O kadar değerli ki… Hayat bizi birbirimize en ihtiyaç duyduğumuz anda karşılaştırdı. Kadere sonsuz inancı olan bir insanım. Her şey ve herkes birbirinin karşısına tam da olması gerektiği zaman ve yerde çıkar. –Bazı küçük aksaklıklar hariç :) Okumamanız gereken bir kitabı vaktinden önce okumaya kendinizi zorlamanız gibi.- Ben bu kitapla hayatımda hiç olmadığı kadar doğru bir zamanda karşılaştım. Varoluşumla, yaşadığım hayatla, yaşadığım hayatı değiştirme korkularıyla baş etmeye çalışırken; aklımda bunlarla ilgili onlarca soru işareti varken karşılaştım bu kitapla. Sanki tüm sorularımı tek tek cevaplayıp sorunları çözmemde bir yol gösterici gibi oldu. Bana hangi yola gideceğimi söylemedi ama gideceğim yolları bulmama yardım etti. Tabir yerindeyse benim Vergilius’um oldu.
Kitabın içeriğine gelecek olursak; felsefe ve psikoloji. Birbirlerine o kadar yakışıyorlar ki yazar da bunu hiç zorlanmadan en akıcı ve güzel şekilde, herkesin anlayabileceği seviyeye indirgeyerek yazmış. Bazı sayfalarda kitabı bırakıp uzun uzun düşündüğüm oldu. Arkadaşıma okuyup saatlerce tartıştığımız zamanlar oldu. Yani benim bir kitaptan, hatta bir romandan diyelim, beklediğim verimi maksimum seviyede verdi bana. Acaba nasıl olurdu sorusuna hem iyi hem kötü yanıtları örnekleyerek aklımdaki çoğu soru işaretini kaldırdı. Geriye hiçbir soru işareti bırakmadan en güzel şekilde bitti.
Bu kitaptan önce Nietzsche’yle ilişkimiz çok sıkı fıkı değildi. Ama yazar burada Nietzsche’nin akademik yanlarından ziyade insan olan yanını göstermek istemiş bize. Böyle büyük dehaların da insan olduklarını unutabiliyoruz zaman zaman.
Mutluluğumuzun sahnesi mevcut andır. Bununla birlikte bu mevcut an, her an geçmişe dönüşür ve o zaman da sanki hiç olmamış gibi önemsizleşir. Peki ama mutluluğumuzun yeri neresidir?
Dünyaya mutluluk ve zevk beklentisi ile dolu olarak adım atarız ve kader bizi hoyrat bir şekilde yakalayıp hiçbir şeyin bizim olmadığını, her şeyin ona ait olduğunu gösterene kadar bunu gerçekleştirmeye yönelik o aptalca umudu koruruz.