İnceleme yapmaya çalışırken en zorlandığım kitap gerçekten Sisifos Söyleni oldu. Nerden başlasam ne yazsam bilemiyorum. Ancak bu kitap için bir inceleme yazmam için bana en az yirmi sayfa gerektiğini düşünüyorum. Kitap hakkında yüzeysel bir inceleme yapmakta istemiyorum ama elimden geldiğince kısa bir fikir paylaşımı yapacağım.
Öncelikle kitap hakkında yapılan bazı incelemeleri okudum. Alber Camus’nün “uyumsuz felsefesinden” ziyade intihar konusuna odaklanmışlar. İntihar alternatifi düşüncelerin de yazar tarafından reddedilmiş olmasına dayanarak intihar güzellemesi yapıldığını dahi düşünen olmuş. Kitabı daha derin ve sabırla okuyarak yazarın intihar konusunu çözüm olarak görmediğini, intihar etmenin bir kaçış olduğunu, uyumsuz insanın kaçmak yerine bilinçli bir başkaldırı da bulunması gerektiğini savunduğunu görmek mümkün.
“Kimse intihara karar vermez, intihar bazılarının yaratılışında vardır” diye düşünen Sadık Hidayet’in bu düşüncesi de Sisifos Söyeleni’nde irdelenmiş. Sadık Hidayet hayatın anlamsızlığı karşısında intiharı bir çözüm ve kaçış yolu olarak görmüşken, Albert Camus hayatın anlamsızlığını başkaldırı için bir fırsat olarak görmüş ve intiharı doğrudan reddetmiştir.
Sisifos Söyleni isimli kitaba dönecek olursam; kitap “uyumsuzluk, absürdizm, hayatın anlamsızlığı, başkaldırı, kader, mutluluk ve özgürlük” konularını ele alan denemelerden oluşmuş felsefi bir metindir.
Albert Camus Sisifos Söyleni’nde öncelikle hayatın ve varoluşun anlamını arar ancak hayatın ve varoluşun anlamlandırılamaz olduğunu görerek bunun bilincinde olan insanı “uyumsuz” olarak betimler ve uyumsuzluk felsefesinin temellerini açıklar.
Peki anlamsız bir hayat karşısında “uyumsuz” ne yapmalıdır. Kierkegaard gibi düşünerek Tanrı’ya ve dine mi yönelmelidir yoksa intihar mı etmelidir.