gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr
çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a
aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran
heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan
gözlerin şehirden yeni ayrılmış gibi dolu,
gibi ürkek, gibi konuşkan
hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan
Haydar Ergülen
Bugün geldiğim noktada, yaşadığım acılara kalbimdeki en derin, en özel yeri açarak, yine hayallerim doğrultusunda ufak adımlar atarak devam ediyorum hayata. Acıya karşı değil acıya doğru dönerek. Zor anları şefkat ile kucaklayarak.
Küçük bir yaşta böyle bir yara almak istenilen bir şey değildi tabii. Ancak bu yara ile yüreğimde umut ve inanç da hep yeşerdi. Çünkü iyileşmek, daha çok 'acıyı kabul etmek' ve onunla huzurlu şekilde bir arada var olabilmenin bir yolunu bulmakla ilgiliydi. Hayat, acının başladığı yerde son bulmak zorunda değil, aksine iyileşmenin başladığı yer tam da burası olabilirdi. Ve belki de acıdan kendimizi en sonunda özgürleştirebilmenin tek yolu, onunla 'olduğu gibi', 'gerektiği kadar kalabilme cesaretini göstermekti...