"Canını sıkma böyle şeylere," dedim. Ne kadar da alelade ve saçmaydı bana göre. Başını önüne eğdi. Ne diyeceğini bilemedi. Gözlerini zemine dikti. Ben sadece zemini görüyorum ama o dünyanın çekirdeğini belki.
Ölmek hiçbir halta yaramıyor. Ölmek beni ajite ediyor. Ne kendime, ne de bir başkasına hayrı dokunmayan, sigara içmekten ciğerleri ağrıyan, bütün sevgililerince hatalı, bütün akrabalarınca vefasız bulunan beni.
Aile life okuyordu ve derginin Temmuz 1968 sayısında Biafra'da açlık çeken iki çocuğun afallatıcı fotoğrafı yayınlandı. Jobs fotoğrafı Pazar okuluna götürüp kilise papazının karşısına dikildi. "Parmağımı kaldırsam, Tanrı hangisini kaldıracağımı bilir mi?"
Papaz "evet, Tanrı her şeyi bilir," diye yanıtladı.
Bunun üzerine Jobs Life'ın kapağını çıkardı ve "Peki tanrı bunu, bu çocuklara ne olacağını biliyor mu?" diye sordu.
"Steve anlamadığını biliyorum ama evet, Tanrı bunu biliyor."
Jobs böyle bir tanrıya tapmak istemediğini söyledi ve bir daha kiliseye gitmedi.
İşte! İki kadın, sevgilileriyle birlikte oldukları zaman, ilk akıllarına gelen şey, sevgililerini birbirlerinin ellerinden almak değil miydi? Kural böyleydi.
" Garip, 'güzel' sanat yapıtı anlayışının karşısında yer alan bir hareket olarak, şiirden beklenen bütün estetik değerlerin karşısındadır. Bu nedenle de Garip'in tarihsel başarısı, güzel şiirler yazmak değil, güzel şiir düşüncesini altüst etmesidir."