Dinlemek yerine konuşma sırası bekleyen arkadaşı, neşesini kabalığına yem etmiş insanları bir kenara bırakıyorum. Yaşamak dediğin ne bir somun ekmek ne ecnebi soslu ördek. Yemek için yaşamak ruhun inkisarıdır; kutsal olan yaşayacak kadar yiyebilmek. Ne kolundaki birkaç cana mal olmuş çanta ne tabanı kana bulanmış ayakkabı ne siyahi ceset kokan pırlanta... Lükse bağlanmak çürümüşlüğün hükümdarıdır; ruha yakışan gösterişten uzak yaşayabilmek.
Üzerinde yaşadığımız dünyayı bir kargaşalığın ve rastlantının sonucu gibi kabul edebiliriz. Ama eğer bilinçli olarak ortaya çıkmışsa, bu bir şeytanın ustalığıdır. Bence rastlantı daha az üzücü ve aynı zamanda kabul edilebilir bir açıklamadır.
Yazılmayan romanlardan, söylenmeyen türkülerden, sarsıcılığını yitirmiş şiirden dem vuruyorum. Mahrumiyetimizin ve çaresizliğimizin sebebi bu çoraklaşmadır.