İmam Gazâlî’nin Dilin Âfetleri eseri, insanın günlük hayatta en çok kullandığı ama belki de en az sorguladığı organlardan biri olan dili merkeze alıyor. Kitabı okurken fark ettiğim ilk şey, Gazâlî’nin aslında yalnızca “konuşmak” üzerine değil, insanın niyetleri, ahlâkı ve iç dünyası üzerine konuştuğuydu.
Gazâlî’ye göre dil, insanın kalbinin tercümanıdır. Bu yüzden dilde ortaya çıkan hatalar çoğu zaman kalpteki zaafların dışa vurumudur. Gıybet, yalan, alay, gereksiz konuşma, fitneye sebep olan sözler… Bunların hepsi sadece bir “söz hatası” değil; insanın ahlâkî dünyasının bir yansımasıdır. Bu bakış açısı kitabı basit bir ahlâk öğüdü kitabı olmaktan çıkarıp insanın iç muhasebesine çağıran bir metne dönüştürüyor.
Kitabı okurken en çarpıcı noktalardan biri, Gazâlî’nin dilin tehlikesini anlatırken kullandığı dengeydi. O, susmayı mutlak bir erdem olarak sunmaz; aksine doğru yerde doğru söz söylemenin de bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Ancak çoğu insanın bu dengeyi kuramadığını ve dilin çoğu zaman kontrolsüz bırakıldığını söyler. Bu noktada kitap, insanı kendi konuşma alışkanlıklarını düşünmeye zorlayan bir ayna gibi işliyor.
Modern dünyada sosyal medya, hızlı iletişim ve sürekli konuşma ihtiyacı düşünüldüğünde, bu eserin mesajı belki de Gazâlî’nin yaşadığı dönemden daha güncel hale geliyor. Çünkü artık söz sadece ağızdan çıkmıyor; parmak uçlarından yazıya dönüşerek çok daha hızlı yayılıyor. Bu açıdan Dilin Âfetleri, yalnızca klasik bir İslam ahlâk metni değil, aynı zamanda günümüz insanının iletişim biçimlerine de ışık tutabilecek bir rehber gibi okunabilir.
Kitap bana şu soruyu sık sık düşündürdü:“Konuştuğumuz sözler gerçekten gerekli mi, doğru mu ve faydalı mı?”
Gazâlî’nin en güçlü tarafı, insanı suçlamak yerine onu farkındalığa davet etmesi. Dilin afetlerini