Her gün biri çıkar , başlar , benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer ,
Ecel çıkıverir pusudan : Benim ben , diye .
Ömer Hayyam
Zamanların en iyisiydi , zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık , hem inanç devriydi hem de kuşku , aydınlık mevsimiydi , karanlık mevsimiydi , hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı , hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu , hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana …
Yani, var olmanın en temel gerekli unsurudur , değil mi ? Hissetmek . Hissetmeden yaşıyorsan , buna ne denir ? Nedir ki bu ? Öylece durmak gibi . Kapalı bir lokantanın ,sonsuza kadar birilerinin gelip oturmasını bekleyen masası olmak gibi .
Benim bu dünyadaki en büyük üzüntülerim , Heathcliff’in üzüntüleri olmuştur; hepsini de başlangıçta görmüş , duymuşumdur. Hayatta en büyük düşüncem o olmuştur. Her şey yok olup yalnız o kalsa , benim varlığım yine devam ederdi; her şey yerinde kalıp da o ortadan kaybolsa , dünya bana büsbütün yabancı olurdu.Ben onun bir parçası olamazdım. Benim Edgar’a karşı duyduğum sevgi, ormandaki bitkiler gibidir. Kış nasıl ağaçları değiştiriyorsa , zaman da bu sevgiyi değiştirecektir , bunun farkındayım . Heathcliff’e beslediğim sevgi ise alttaki ölümsüz kayalara benzer. Görünüşte çok az zevk verir ama gerçekten gereklidir. Ben Heathcliff’im, Nelly … O her zaman benim ruhumda … Nasıl ben kendim için bir zevk kaynağı değilsem , o da zevk olarak değil, gerçek varlığım olarak ruhumdadır … Onun için, ayrılmaktan söz etme bi daha . Olacak şey değil bu .