İnsana neden kitap okuması gerektiğini hatırlatan bir kitap.
Çok beğendim, çok üzüldüm, çok etkilendim.
Beğendim ve çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum çünkü bir kitap okuyucu da etki bırakıyorsa, farkındalık oluşturuyorsa iyi bir kitap olur bana göre. İnsana nelere sahip olupta farkında olmadığını, şükürsüzlüğünü, çocukça serzenişlerini ipe sapa gelmez dertlere dertlendiğini hatırlatıyor.
Yazının devamında kitapta geçen olayları yazacağım okumayanların bilgisine..
Yazarın bu kitabı yarı otobiyografik roman olarak geçer. Salt kendini değil o dönem ki çevreyi ve bir çok kişiyi anlatır. Daha kitabın başlarında bile Temel çavuşun ailesinin durumuna içim burkulurken nereden bilebilirdim ailenin aslında en iyi günlerinde olduğunu. Beterin beteri var dedikleri durumu yaşıyorlar ailece. Her bölüm iyi bir şey olsun, yüzleri gülsün diye umutla okuduysam da nafile. Bu ailede umut her daim vardı. Ölmekte olan sebzeleri salhaneden kan taşıyarak iyi hale getirebilecek bir umut hem de. Bir ileri beş geri durumları aile babası Temel çavuşun askere alınıp orada şehit düşmesi ile bir ileri hallerini de kaybetmişlerdir. Kara günler beraberinde daha kara günleri getirir. Daha 15 indeki Ali babası gibi askere alınır ve şehit olur. 9 kişilik bir aileden evin iki direği de öldüğünden ev tabiri caizse yıkılır. Geriye Anne Şakire ve kundaktaki bebek sefer, musa, adviye , asile, fatma, hüseyin kalır.
Şakirenin tek isteği çocuklarının açlıktan ölmesini engellemektir. Ama ne kadar çabalarsa çabalasın. Sırayla önce Hüseyini, sonra Fatmasını ve en son daha dünyada adım atmaya bile başlamayan Seferini toprağa verir. Bu ölen çocuklar şehit çocuklarıdır. Vatanı kurtarmak uğruna canını veren babaları ve abileri olsa da o vatanda bir dilim ekmeğe muhtaç olarak ölmüşlerdir. Bu da savaşın ne demek