Kül, bir son mudur yanana? Bir savrulma mı? Bir başkasıyla karışma, bir başkalaşım mı? Bir değişim, dönüşüm, yeni oluşum mu? Yalnızca bir yenilgi mi yoksa? Bir durak mı soluklanmaya? Bir başka oluş değil mi hem? Bundan değil mi içinde gizlediği, koruduğu - kendini yakan ateşin közlerini?
‘
Kül, ateşin öfkesini ettiği. Nesnenin sustuğu. Rüzgarın garda savrulduğu, toprağa karıştığı. Dumanını üfürdüğü. Yanını yöresini karattığı.Hem
bir sır saklar gibi hem de ansızın.Geriye kalan - aynı değil çünkü yananla.
Geriye kalan-yananın artttırdığı.
“Oku - Külü. Oku - külde yananı. Oku - tortop kalanı”
Pırlantadan alınmayan vergi kitaptan alınıyordu, çünkü pırlanta alandan değil kitap okuyanlardan korkuyorlardı.
‘
Her yer puttu; üstelik bu putlar cahiliye devrinin
Arabistan’daki gibi taştan tahtadan değil etten kemiktendi. İnsan kendisine dahi kendisi ile kavga etmeden teslim olmamalıyken, kimileri tereddüt etmeden birilerine kul köle oluyorlardı.
‘
Diplomayla, belgeyle, tezle, evrakla, resmi mühürle
ve en önemlisi parayla adam olunduğunu sanıyordu.
‘
Birileri, birilerine kim olması gerektiğini öğretiyor, o
birileri de olmamaları gereken kimliğe yaklaşmanın
korkusu ile yaşıyorlardı!
“Matematik dersinde her formüle “bunu kim bulduysa...” diye başlayan küfürler etme lütfen.
Çünkü Müslüman bir âlime küfrediyor olabilirsin.
Ha sadece matematikte değil tabi ki. Mesela Jeolojinin babası Biruni’dir.”