Tanınmış, merhum şahısların hayat hikayelerinin revaçta olduğu bir dönemde piyasaya çıkan Efsane romanı Barboros Hayrettin Paşa'nın hayatını, farklı bir bakış açısından aktarıyor.
Romanı elime aldığımda sıkılır mıyım, düz bir hayat hikayesi şeklinde mi geçecek diye düşünmüştüm açıkcası. Dili edebiyata uygun fakat roman diye nitelendirelemeyecek pek çok eser çıkmış ve çok satılmıştı. Bunların çoğunda tanınmış zatlar hakkında bilinenler toparlanıp, hayal gücünden uzak, bir eklenti görmeden tarih sırasıyla anlatılıyordu. İskender Pala'nın kaleminin güçlülüğünü bildiğim halde OD isimli romanında yaptığı gibi klasik bir yaşam hikayesinin hafif edebileştirilmiş halini bulacağımı sandım, fakat hayli yanılmışım.
Efsane romanı, tarihi gerçekleri fon olarak arkasına almış lakin ön yüzüne bambaşka bir hayal gücüyle üretilmiş edebi eseri çıkarmış. Hatta hayatını okuduğumuzu sandığımız Barbaros Hayrettin Paşa bile yardımcı erkek oyuncu olarak romanda yerini alıyor.
Asıl keyif verici hikayeyse aşk ve gizem dolu bir biçimde ilerliyor. Sidi Alkala isimli ana karakterin duyguları, gizliliği ve sürprizleriyle süslenmiş. Merak edenler için Endülüs Devleti'nin akıbeti hakkında da bilgiler verebiliyor. Kimliğini gizleyen, olduğunu sandığı kişiyi bile ifşa etmeyen, sevdiği kızın aniden esrarlı heykellerle kaybolmasıyla şaşıran ve peşine düşen kahramanın hayatı ilgi çekici olmuş. Tabi, edebiyat ve kurgudan ziyade yaşam öyküsüne önem veren okurlar için Barbaros'un arka planda kalması hayal kırıklığı yaratabilir lakin dönem itibariyle hakkında bilinenleri göz önüne alırsak yeteri kadar açıklama yapıldığını ve eserin kurgu roman seviyesinde hayli başarılı kaleme alındığını düşünüyorum.
Sürprizlerle dolu, şaşırtıcı ve tarihin göbeğinde geçen, İskender Pala'nın daha önce okuduğum Katre-i
Elimizden tutanı, yazgımıza eşlik edeni unuturuz da kör kuyularda merdivensiz bırakanı unutamayız. İç huzurumuzun bu kadar bozulması, duygu ve düşüncelerimizin bereketsizleşmesi, hayatımızın ahengini yitirmesi Güzel’i çabuk unutup kötüyü sürekli hatırlıyor olmamızdan kaynaklı.
Bak çocuk, insan bedeni dört gemiye hükmeder. Mide gemisi, gönül gemisi, zihin gemisi ve ruh gemisi Zaman denizinde gönül gemisini rehber edinenler bahtiyar ömürler sürerler. Zihin gemisini rehber edinenler bilge ömürler sürer ve mutlu olurlar. Ruh gemisini rehber edinenler ise hem bu dünyada hem öte dünyada kazanmış olanlardır. Mide gemisini rehber edinenlere gelince, er veya geç diğer üç gemiyi parçalayacak kayalıklara sürükler veya şeytanın askerlerine teslim ederler.
Bazen bir şeye odaklanmış görünürsün, herkes meşgul olduğunu sanır, oysa ne gidecek bir yerin ne de içindekileri açabileceğin biri vardır, meşguliyetinle bazı şeylerin değişeceğine kendini ikna edersin. Meşgul olmak hem bir kaçış hem de bir şeylerin değişeceğine olan inancındır.