Müslümanlar son iki asırdır, batı dedikleri ama gerçeğini pek bilmedikleri ve araştırmadıkları bir ideale göre her şeylerini ayarlamaya çalışıyorlar. Bu kişiliksizlik yüzünden bugün batılı oryantalistlere göre Kur'an'a ve hadislere anlam vermeye çalışanları, türlü real politik zulümleri “maslahat” diye yutturanları görüyoruz.
Mimarinin, müziğin, şiirin, düşüncenin olduğu gibi medeniyetin temelinde de din vardır. Her medeniyettir, dine yaslanır. O yüzden Roma çoktan tarihe karışmış olsa bile bugünkü Batı medeniyeti kendini Romanın dini olan Hristiyanlık ile özdeşleştiriyor. Bu açıdan kendini ona bağlıyor. İnsanların çoğu bu dine inanmasa bile bu dinin ilke ve değerleri hala Banyo adetlerinden siyaset tarzına kadar hemen hemen aynı kalmış durumda.
“Meselâ ‘teknoloji’ deyince aklımıza hemen akıllı telefonlar, roketler, uçaklar geliyor. Ama kuş evini, sadaka taşını, leylekleri tedavi etmek için 19. asırda Bursa’da kurulmuş hastaneyi bir teknoloji olarak saymayız. Süleymaniye’yi ‘medeniyetimiz duygu medeniyetidir, işte müthiş bir sanat eseri’ diye gösteririz. Ama o caminin onlarca bilim olmadan yapılamayacağını görmezden geliriz.
Sorunumuz yine aynı: Değeri olmak ayrı, abartmak ayrı. Batı’nın bilimi ve teknolojisinin değeri var ama o kadar da değil. Çünkü bir şeyin değeri Allah katındaki değeridir. Niyet, yöntem ve hedefiyle ilişkilidir. Batı’nın ölçüsünde de ölçüsü Hak değildir. Dayandığı temel ilke çıkardır, bu yüzden doğruya değil yanlışa, barışa değil yıkıma, adalete değil soyguna çalışır. Daha fazlasını merak edenler, en azından Batı’daki sosyal ve pozitif bilimler alanlarındaki araştırmaların yüzde kaçının devletin istihbarat ve savunma aygıtları tarafından finanse edildiğine baksın.”
Oysa Batı zenginliğini çok çalışmaktan ziyade sömürgeciliğe borçludur. Hâlâ öyle… Bilgi ve teknoloji dediğimizde de üniversiteleri, araştırmacıları ve düşünürleri besleyen kaynakların asıl devlet olan aristokrasi ve finans koalisyonu olduğunu görürüz. Buna rağmen Batı; sömürgeciliğinden, vahşi yayılmacılığından, köleciliğinden bahsetmeden en yüksek medenî standartlara ulaştığını ilan ediyor.
Ama bundan daha vahim olanı özellikle Batı’ya varoluşsal anlamda tek alternatif olan Müslümanlar, Batı davulunu onlardan daha kuvvetli çalıyorlar. Osmanlı’nın son asrı sürekli kendi değerlerini, eserlerini, ilkelerini aşağılayıp Batı’yı şakşaklamakla geçti. Üstelik bir de tevhidin kavram ve kurumlarını Batılı kavramlara ve kurumlara eşitlemeye çalıştılar. Bu Cumhuriyet döneminde resmîleşti, neredeyse hayat tarzı hâline geldi. Eğitim sistemimizin tezgâhından geçen her evlâdımıza bu aşağılık kompleksi aşılanır.”