Müderris İdris

Ateizm, İlahî olanı ve tabiatüstünü reddettiğine göre, ölüm sonrası hayatı, yani ahiret mefhumunu da reddeder. Ahiret olmadan, acı dolu bir hayatın ardından sizi memnun kılacak herhangi bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla hayatı­mız sona erdikten sonra olumlu bir şeyler olması yönünde­ ki beklentimiz kaybolmuştur. Ateizmin gölgesinde, içinden geçtiğimiz karanlık tünelinin ardından aydınlık bir çıkış bek­leyemeyiz. Düşünün ki üçüncü dünya ülkelerinden birinde doğdunuz ve bütün hayatınızı açlık ve fakirlikle geçirdiniz. Ateizmin dünya görüşüne göre adeta ölüme terkedilmiş bir durumdasınız. Bunu İslâmî bakış açısı ile karşılaştırın: haya­tımızda karşılaştığımız bütün meşakkatler sonradan elde ede­ceğimiz daha iyi bir karşılık için varlar. Dolayısıyla geniş bir çerçeveden bakıldığında, çektiğimiz hiçbir çile anlamsız değil. Allah bizim çektiğimiz her sıkıntıdan haberdar ve karşılığını verecek, bizleri mükafadandıracak
Din
Reklam
Ateizm, hayatta karşılığı olmayan, içi boş ve hayalî bir entelektüel vaziyet/tavır değildir. Eğer iddiaları doğru ise, ateizmin nasıl bir hayat sunacağı hususunda pek de iç açıcı olmayan bazı kaçınılmaz, varoluşsal ve mantıksal çıkarımlar­ da bulunulması gerekiyor. Ateizmin perspektifinden bakıldığında hayat, saçma ve gülünç bir şeydir.
Din
Ankoğlu, milletvekillerinin çok farklı sosyo-ekonomik kesimlere mensup olduklan hakkında bilgi verdikten sonra "Vatan işlerinde bunlar, birbirlerine kardeşler gibi öyle sımsıkı bağlanırlardı ki, şimdi hatırladıkça gözlerim yaşanr" diyerek, Meclis'teki birlik ve dayanışmaya dikkat çeker. (Ankoğlu, "Birinci Meclisten Notlar" , s. 202,203)
Sayfa 17 - Pınar·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Birinci Meclis'in üyeleri, çok farklı toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel kesimlere mensup kimselerdi. Ayrıntıda, farklı ideallere sahip kişiler olarak Meclis'in üyesi sıfatını taşıyorlardı. Buna rağmen, Meclis'te farklı siyasi partiler yoktu. Çünkü, Sivas Kongresi sırasında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri, herhangi bir siyasi parti adına hareket etmeyeceklerine yemin etmişlerdi. Bu anlayış, Meclis'e de taşınmıştı.
Sayfa 18 - Pınar·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
23 Nisan tarihi itibarıyla Meclis faaliyetine başlar, ancak Meclis'in resmi bir ismi yoktur. Bu konu, Meclis henüz açılmadan önce gündeme gelmiştir, fakat bir isimde karar vermekte zorlanılmıştır. Meclis'in ismine büyük önem verilmesi, bu konuda ortak bir karara ulaşmayı zorlaştırmıştır. Her milletvekili, Meclis'in ismiyle kendi düşünce ve ideallerini ifade etmek istemiş, bu da tüm milletvekillerinin bir isimde birleşmesini güçleştirmiştir. Sonuç olarak, sorunun çözümü zamana bırakılmıştır. 11 Nisan tarihli toplantıda farklı üyeler tarafından "Meclis-i Kebir," "Meclis-i Kebir-i Milli," "Kurultay" ve "Meclis-i Mebusan" isimleri önerilmiştir. Ancak, bu toplantıda isim konusunda genel bir karara varılamamıştır. Buna rağmen, Meclis'in açılış konuşmasında Şerif Bey'in "Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum" demesi, genel bir eğilimin oluştuğuna dair önemli bir ipucu olarak görülmüştür. Meclis açılmış olmasına rağmen, resmi anlamda hala bir ismi bulunmamaktadır. Meclis'in açılışını takip eden günlerde, Mustafa Kemal Paşa'nın denetiminde yayınlanan "Hakimiyet-i Milliye" gazetesi, ısrarla "Meclis-i Kebir-i Milli" ismini kullanmaya devam etmiştir. Bu isimle, Meclis'in dini ve ulusal niteliğine dikkat çekilmek istenmiştir. Ancak, takip eden günlerde "Büyük Millet Meclisi" ismi daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bir süre sonra, bazı milletvekilleri mevcut ismin önüne "Türkiye" ibaresini eklemişlerdir. 8 Şubat 1921 tarihli İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi'ndeki kullanımını takiben, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" Meclis'in daimi ve resmi ismi olmuştur.
Sayfa 16 - Pınar·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Reklam