Allah seni başarıya erdirsin ve doğru yola ulaştırsın, bilmelisin ki kendiliğinde bulunduğu hâl üzere âleme baktık; onun hakikatini, mebdeini ve kaynağını öğrendik. Onu ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra, ilâhi mertebeden âlemde neyin ortaya çıktığı üzerinde düşündük. Gördük ki ilâhi zat, oluş, emir ve yaratılış âlemiyle herhangi bir ilişkiden veya herhangi türdeki bir ilgiden münezzehtir. Çünkü hakikat böyle bir durumu kabul etmez.
Bunun üzerine bu âlemde hüküm süren ve etkin olan şeye baktık; gördük ki güzel isimler (esmâ-i hüsnâ), bütün âlemde hiçbir gizliliğin kalmayacağı açıklıkta ve tümel bir şekilde ortaya çıkmıştır. Onlar âlemde -zatlarıyla değil hükümleri ve eserleriyle bulunmuş; hakikatleriyle değil, misalleri ve sırlarıyla ortaya çıkmıştır. Biz de mukaddes zatı bulunduğu mukaddeslik ve münezzehlik hâlinde bıraktık.
Allah seni razı olduğu işlere ulaştırsın, bilmelisin ki Allah'ı bilenler O'nun sadece varlığı ile güç yetiren, bilen, konuşan, dileyen, diri, kendi başına var olan ve gören oldugunu bilirler. Onlar (Allah hakkında) | varlıktan ve yaratılmışlar hakkında düşünülebilecek şeylerin O'nun hakkında caiz olmadığını bilmekten başka bir şey öğrenmemişlerdir.
Bunun sebebi Hakk'ın sahip olduğu niteliktir. Bu niteliğin varlığı bilinir fakat (nasıl) ifade edileceği bilinemez. Bu sebeple Hakk'a dair “ma hüve/O nedir?” diye soru sorulamaz.” Çünkü O'nun bir mahiyeti yoktur. O'nun hakkında' keyfe/nasıldır?” sorusu da sorulumaz. Çünkü bir keyfiyeti yoktur.
Kuşkusuz hakikatü -hakâik, var olanların ortaya çıkmasıyla kemâli üzere ortaya çıkmıştır. Artık var olacak bir şey kalmamıştır. Bu sebeple İmam |Gazzâli “İmkânda bu âlemden daha güzeli mümkün değildir” demiştir. Çünkü olsaydı ve (Hak onu) saklasaydı, bu durum (âlemin var olmasını sağlayan ilâhi) cömertlik ile çelişen bir cimrilik ve kudret ile çelişen bir acizlik olurdu.
Hakk'ı bu düşüncenin yol açacağı böyle bir hükümle nitelemek ise imkânsızdır. Bu âlemin yanında sonsuz sayıda âlemler var olsaydı, onların hepsi bu âlemin ancak aynısı (misli) olarak var olurdu. Söz konusu âlemlerden herhangi birisinin bu âlemde bulunmayan fazladan bir hakikate sahip olmasına ise imkân yoktur. Binaenaleyh hakikatlerin artışına bir imkân yok ise o zaman “İmkânda bu âlemden daha mükemmeli de yoktur.” Kitabın başında bu hususu ortaya koymuştuk.
Bütün âlem kul, Hak ise biricik ve hiçbir şeye muhtaç olmayan İlâh'tır. Âlemin yaratılmış-kulluk özellikleriyle çelişen bir şeyle nitelenmesi mümkün olmadığı gibi Hakk'ın ilâhi niteliklerle çelişen bir özellikle nitelenmesi de mümkün değildir.