Adem'in zurriyeti zerreler hâlindeyken onun belinden çıkartılıp Allah “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (Araf, 172) diye sormuş, onlar da “Evet! Sen bizim rabbimizsin” (Araf, 172) diye cevap vermişlerdi. İşte bu sözleşme Allah'ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtrattır. Fıtrat Allah'ın insanların üzerindeki Rab'lığını ikrar etmek demektir. İnsanlar büyüyüp ebeveynlerinin ve mürebbilerinin hükmü altına girdiklerinde, ebeveynleri -mümin iseleronları fıtrat hâlinde kabul ettikleri inanca göre eğitebilir.
İnsan ölünceye kadar bu fıtrat üzerinde kalırsa, mutlu-birleyenlerden olur. Fıtrattan uzaklaştıran bir bozukluk kendisine gelirse yöneldiği inanca göre kalır. Sonra ölümünden ve can çekişmeden önce bulunduğu hâle göre vefat eder. Berzaha göçüp dünyadan ayrıldığında ise ayrılış hâlindeki durumuna göre orada bulunur. Mutluluk kazandıran bir hâlde dünyadan ayrılmış ise mutludur; bedbahtlık kazandıran bir hâlde ölmüş ise bedbaht olur. Sonra hayatı ve aklı kabrindekinden daha fazla olarak kendisine iade edilir.
Bu esnada kabrin iki meleği beraberlerinde Hz. Muhammed var iken ona gelir ve şöyle sorarlar: “Bu adam hakkında ne dersin?” Bu esnada onlar Hz. Muhammed'in layık olduğu saygıyı göstermezler. Ölü onların (etkisinden) korunursa “Bu adam Muhammed'dir” der ve ekler: “Bize delil ve hidâyetler getirmiştir. Biz de ona inandık ve doğruladık.” Bunun üzerine iki melek şöyle der: “Huzur içinde uyu, böyle olduğunu biliyorduk.” Ölmüş insan iki sorgu meleğinin peygambere saygı göstermeyişlerini dikkate alıp -ki bu kabir fitnesidir“Bu adamın müminlerin inandığı gibi Allah katında bir değeri olsaydı, bu iki melek ona saygı gösterirdi” diyebilir.
Böyle bir adam şöyle der: “İnsanların onun hakkında Allah'ın peygamberi dediklerini duydum. Ben de insanların söylediğini söyledim.”
Her insan yorulduğu yerde durur ve dünya maslahatına, nefsinin rahatına ve doğasına göre yaşamaya döner. Yorgunluktan dinlenir ve kaldığı yerden itibaren düşüncesini kullanırsa, tekrar yoruluncaya kadar düşüncesiyle yürümeyi sürdürür. Böylece tekrar yorulur, durur veya ölür.
Bütün bunlar düşüncelerle ilgilenmek ve sıcaklığın bu düşüncelere baskın gelmesinden kaynaklanır. Şu var ki latifeler, maddelerinin farklı kaynaklara dökülmesiyle farklılaşır. Bu sebeple bu ümmette yaratılanların çoğu, önceki ümmetlerden herhangi bir insanın ancak riyazet, mücahede, yerine getirmekle memur oldukları uzun düşünmeler ve yalnız kalmalarla ulaşabildiği şeylere sahip olarak yaratılmıştır.
Bütün bunların sebebi Allah'ın bu hüküm sahibinin (sav) (ya da hakim meleğin) gücüne yerleştirdiği özelliklerdir.” Çünkü Allah yapmış olduğu her şeyi sebepler vesilesiyle yapacağını ezeli ilminde takdir etmiştir.
Dünya, senin üzerinde kalmayan senin de onun üzerinde kalmadığı yok olucu bir arazdır. Dünya seni bırakmadan sen onu bırak. Allah'ın grubundan ol ve O'nun rahmetinden ümit kesme!
Akıllı insan kendi |faydası| için |meseleyi| inceleyen, içinde bulunduğu vakti ona yaraşır davranışla dolduran ve aynı dönemde yaşadığı insanların onu suçlamasına yol açacak yerlerden (ve davranışlardan) uzak duran kişidir. Başka bir ifadeyle insanların zannınca dinden çıkardığına inanılan davranış ve yerlerden uzak durmak gerekir. Hakikat (onların zannettikleri gibi) böyle olmasa bile onlar bunu bilemez ve sen onları inançlarından caydıramazsın.
Hakk'ın (ve hakikatin) birçok yönü vardır! Sen de o yönlerden içinde bulunduğun vakte uygun, dininin ve dünyanın esenliğini sağlayacak ve dince itimat edilebilecek birini al! Fakat içinde bulunduğun vakit (başkalarının suçlamasına karşı) dinin esenliğini sağlayacak şekilde hareket etmene imkân vermezse, bir mücahit olarak ölünceye kadar hakikati ve dini savunmayı tercih etmelisin.
Bizim görüşümüz, Allah'ın yarattiklarından dilediklerini öne alıp dilediklerini geride bırakabildiğini kabul etmektir. Allah dilerse bir şeyi sebep olarak yaratabilir, dilerse onu sebep yapmayabilir, fakat Allah (sebep olmasını) dilemiştir. Fakat bilgisinde bir şeyi ancak belirttiğimiz gibi (bir sebeple) yaratacağını takdir etmiştir.
Binaenaleyh (bir şey nasıl gerçekleşmiş ise) bundan başka bir tarzda olması imkânsızdır, çünkü bilinenin aksine bir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir. Bu sebeple Kalem ve Levha'nın (diğer varlıkların yaratılışında) sebep olması hakkında sustuk.