Kelâmcılara göre eşyanın bağımsız bir varlığa sahip olmaması, farazi ve hayali bir âlemin varlığıyla beraber yaratıcının varlığını da tartışmaya sokar. Çünkü insan, dünyanın gerçek algılanışından hareket ederek Allah'ın varlığı hakkında akıl yürütebilmekte ve bilinenden bilinmeyene ilişkin bir köprü kurabilmektedir.” Eğer eşyanın gerçekliği olmasa, tüm evren geçici niteliklerden ya da hayallerden ibaret olur ki böyle bir durumda insan yapıları gibi ilahi varlıklar da geçici ve hayali unsurlar hâline gelir. Bu bağlamda, dini müesseselerin üzerine inşa edileceği sağlam bir dayanak kalmaz. Aynı şekilde, bilgimiz gerçeklikleri idrak edemeyecekse, bildiğimiz her şey yalnızca izafi ve öznel kavramlardan ibaret olur.
Bu durumda ne bilginin ne de imanın bir değeri kalır. Dolayısıyla, öncelikle hakikatin varlığını ve bilginin değerini ispat ve kabul etmek gerekir ki yaratılış meselesi, evrenin başlangıcı ve bir yaratıcı varlığın ispatı için bir temel oluştursun. Bu nedenle, akaid meselelerine girerken, “eşyanın bir hakikati vardır ve bilgimiz bunları idrak edebilir, bu hakikatler yokken var olmuşlardır ve Allah bu hakikatleri yoktan yaratma kudretine sahiptir” gibi esaslar öne sürülür.