Belirli bir görüşün temsilcisi olarak tanınırım ve bu bana sosyal bir konum kazandırır. Fakat fikrimi değiştirirsem tutarsız sayılırım. Görüşlerimin ağırlığı olsun isterim. Böylece toplum, benim de işbirliğimle, içsel bir gözden geçirme yapmamı engeller. Karşı çıkma dürtüsü de aynı derecede yanıltıcıdır ki bu da sadece başka bir gayriihtiyari tepkidir. Oysa deneyim bize, kendimle kurduğum bu içsel yakınlığı ne kadar koruyabilirsem, başkalarıyla gerçek ilişki kurma kabiliyetimin de o kadar arttığını gösterir.
Soyut bir "başkası" değil, hayatımın belirli bir anında karşılaştığım ve artık iç dünyamın parçası
haline gelen somut bir insan söz konusudur. Buna karşılık, kendime yabancılaştıkça başkalarıyla ilişkilerim de yüzeysel ve sahte hale gelir.