Yalnızca, ne kadar verirsek o kadar alırız demek yetmez. Gerçek çok daha paradoksal ve inceliklidir: İnsan vererek alır; daha da doğrusu, vermek zaten almanın bir biçimidir. Az önce sözünü ettiğim eylemsiz ya da umutsuz insan, yalnızca artık hiçbir şey vermeyen biri değildir; kendisini hem dünyaya fırlatılmış hem de orada fazlalık olarak hisseden bu dünyanın içine canlılık katma gücünü yitirmiş biridir. Ama bu canlılık katma gücü, öznelci bir anlam da anlaşılmamalıdır; yani hareketsiz bir perde üzerine birtakım gölgeler yansıtma yetisi gibi düşünülmemelidir. Canlılık katmak, yakalama gücüdür. Daha da derinde, kendini sunma, yani yakalanmaya izin verme gücüdür.