Gazzâli, Tanrı'nın fiillerindeki câiz alanı ortaya koyduktan sonra nübüvvetin epistemolojik tasdikine geçer. Eğer Tanrı evreni özgür iradesiyle yaratmışsa peygamber göndermesi de aklen mümkündür; üstelik Tanrı bu elçilerin doğruluğunu mucize yoluyla tasdik etmeye de kâdirdir. Akıl, Tanrı'nın varlığını ve özgür iradesini kavradıktan sonra mucizenin vukuunu gözlemlediğinde elçinin doğruluğunu tasdik eder.
Bu süreç Gazzâli'de aklın adım adım ilerlediği rasyonel bir silsile olarak kurgulanır;
1. İmkân ve hudüs: Âlem muhdes ve mümkin olduğu için kendi kendine var olamaz; varlığı tercih edecek ve kendisini meydana getirecek ezeli bir muhdise muhtaçtır.
2. Nübüvvetin rasyonel imkânı: Tanrı'nın kulları arasından elçi seçmesi imkânsız değil, câiz bir fiildir.
3. Mucize ile tasdik: Tanrı elçilerin doğruluğunu olağan düzeni (âder) aşan fiillerle gösterir; akıl mucizeyi doğrulayıcı delil olarak kabul eder.
- Akla dayalı bu silsilenin nihai noktasında Gazzâli'nin meşhur epistemolojik tespiti yer alır: akıl peygamberin doğruluğunu kanıtladıktan sonra kendi yetki alanının sınırına ulaştığını kabul eder ve vahyin otoritesini meşru biçimde tanır. Gazzâli'ye göre bu “kendini azletme” durumu aklın geçersizleşmesi ya da irrasyonalizm değil, aklın sınır bilincidir.
Akıl imkânsız ve zorunlu olan konularda hükümler verebilir; fakat mümkün olan meselelerde yetersiz kalır. Nitekim akıl, datin ahirette mutluluğa, mas'iyetin ise mutsuzluğa yol açacağını kendi başına kavrayamaz; öte yandan bunların imkânsızlığına da hükmedemez.” Dolayısıyla şeriat, aklın imkânsız bulduğu şeyleri değil, aklın tek başına idrakte yetersiz kaldığı câiz alanı bildirir, Böylece akıl, mucizelerle doğruluğunu tasdik ettiği elçinin haberlerine güvenmeyi epistemik bir zorunluluk olarak görür.