Ersin annesinin gerçekte olmayan bir
bağı varmış gibi göstermeye çalışarak, kendini aileye tam anlamıyla ait hissetmek istediğini düşünmüştü. Ailenin üyesi olduğu halde, böyle sezgisel bir bağlılık yaratmaya
çalıştığına göre hayatında dolmayan bir boşluk, bir pamuk ipliği duygusu olmalıydı.
Henüz taşradan geldiklerini unutacak kadar İstanbullu olmamış bu ailenin genç kızı okulla ev arasındaki sınırlı sokaklardan geçerken Ender'i sevmiş, dar dünyasını genişleten bu aşkı gizli tutmayı başaramamıştı. Aşık olmanın en azından hafiflik olduğunu düşünen Fikriye
Hanım kızının bir kahveciyi bile değil, kahveci çırağını sevdiğini öğrenince sinir krizleri geçirmiş, kızını göz hapsine almış, hatta eve kapatmıştı.
Babası derin tutkulara saygı duyan bir adamdı. Aile içinde olup bitenler konuşulurken ya da annesi sağdan soldan toplayıp getirdiği dedikoduları aktarırken, bu tür konuşmalardan hoşlanmadığını belli ederdi. Pek sevecen biri değildi, ama haksızlığa uğradığını düşündüğü insanları kollayışındaki içtenlik çevresinde çok sevilmesini sağlamıştı. Aklıselim sahibiydi, sakindi, ama ailede durulmayan sularla boğuşmak zorunda kalmış, kardeşlerinin yaşadıklarına ister istemez ortak olmuştu. Amcasıyla halası, babasının aksine, tutkularının peşinden hesapsızca giden insanlardı. Yaşadıkları aşklar talihsizliklerle birleşince ikisinin de hayatı savrulmuştu, çok acı çekmişlerdi.