Demek, savaş, daha önceki savaşlarla karşılaştırarak
değerlendirdiğimizde, bir düzenbazlıktan başka bir şey
değildir. Boynuzlan birbirlerini yaralayıp bereleyerrieyecek biçimde oluşmuş, gevişgetirenler takımından bazı
hayvanlar arasındaki dövüşlere benzemektedir. Ama savaşın, gerçek olmasa da, tümüyle anlamsız olduğu söylenemez. Savaş, tüketim mallan fazlasını eritmekle kalmaz,
aynı zamanda hiyerarşi.k bir toplumun istediği zihinsel
ortamın korunmasına destek olur. Savaş, görüleceği gibi,
artık tümüyle bir iç sorundur. Eskiden, bütün ülkelerin
egemen kesimleri, ortak çıkarlarını bilerek savaşın yıkıcı
gücünü sırurlandırabilmelerine karşın, birbirleriyle ger
çekten savaşırlar ve savaştan zaferle çıkan her zaman yenik düşeni yağmalardı. Günümüzde ise asla birbirlerine
karşı savaşmamaktadırlar. Savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın
amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini
sağlamaktır. Demek, "savaş" sözcüğü bile, yanıltıcı bir anlam kazanmıştır. Savaşın, sürekli bir niteliğe bürünmekle,
savaş olmaktan çıktığını söylemek belki de doğrudur. Savaşın, Neolitik Çağ' dan başlayarak yirminci yüzyıl başlarına kadar insanlar üzerinde yarattığı baskı ortadan kalkmış, yerini çok farklı bir şeye bırakmıştır. Üç süper-devlet,
birbiriyle savaşmak yerine, sürekli barış içinde kalarak
birbirini kendi sınırlan içinde rahat bırakma konusunda
anlaşsaydı, sonuç nerdeyse aynı olurdu. Çünkü o zaman
da her biri dış tehlike baskısından uzak kalır, kendi dünyasında yaşamayı sürdürürdü. Gerçekten sürekli olacak
bir barış, sürekli bir savaşla aynı kapıya çıkardı. Parti üyelerinin büyük çoğunluğu daha dar bir anlamda anlasa da,
Parti sloganının özündeki anlam budur: Savaş Barıştır.