Güçlü sistemler, insanları söyledikleri sözler üzerinden yargılamazlar. Zayıflar ise korkarlar ve şiddete müracaat ederek bu şekilde varlıklarını sürdürmeye çalışırlar.
Trajedide kötü insanlar yollarını bulup işten sıyrılırlarken, büyük ve dürüst ruhlu insanlar ölürler. Tüm bu ebediyen kaybedenlerin deli ve akılsız ilan edilmesine ilişkin "mantık" operasyonu akim kaldığından hikayenin tümü, özellik- le de trajik sonu, bir anda bizlere sadece Tanrı'nın akledebileceği ve sadece onun eseri olabilecek daha üstün bir dramanın ilk sah- nesi gibi görünür. Çünkü can vermek ve ölüm, mantık açısından her şeyin sonu iken burada devam etmekte olan bir drama dahi- linde iki eylem arasındaki bir moladan ibarettir. Canlarını yitiren kahramanlara duyduğumuz hayranlık ve sempati, mantık cenahı için büsbütün akılsızlıktır ama tam da bu nedenle -biz farkında olsak da olmasak da- derin bir şekilde dinle ilgilidir. Çünkü bu ve böylesi tecrübelerde sadece onda- ölüm ve kaybetmenin tama- men farklı bir anlamı vardır.
İnsan hakkında iki hikaye ve iki hakikat mevcuttur. Batı dünyasında bunu Darwin ve Michelangelo sembolize eder. Darwin, Michelangelo'nun insanı hakkında konuşmaz. Bunun tersi de doğrudur. Onların doğruları farklıdır; fakat birbirlerinin aleyhine değildirler.
Medeniyet, sorumluluk mefhumunu tanımaz fakat tüm kültürler fedakarlığı tasdik eder. Medeniyet bir "yeryüzü krallığı", ütopik bir eşitlik isterken; din “gökyüzü krallığını” ister. Bu Campanella'nın Civitas Solis'ine karşı Aziz Augustinus'un "Civitas Dei"sidir.