Muhammet İkbâl

Muhammet İkbâl
@Muhammetikbal
Kimsenin lütfuna olma talip, bedeli cevheri hürriyettir. | Namık Kemal Meşrebim: Üveysî NEDEN OKUYORUZ? https://1000kitap.com/gonderi/256895874
Bir entelektüel ültimatomu
10/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2022 02:00
Çıktığı kabuğu beğenmemek değil bu, kırdığı kabuğu üzerinden çıkartıp atmak. Zira çıktığı kabuğu beğenmeyen, kabuğun içini de dışını da tanımaz; sadece bir aşağılık kompleksi hastalığına tutulmuştur. Oysa kabuğu kırıp çıkan, bütün kompleks hastalıklarına galebe çalmıştır. Yakup Kadri, ikinci nevinden bir kudrete sahip bana göre. Bence buradaki ızdırap da hem köyü hem şehri; hem köylüyü hem de şehirliyi çok iyi tanımaktan kaynaklanıyor. Zira “Yakup Kadri köylüleri hakir görüyor” diyenler, köylüleri hiç okşamamış uzaktan seviciler. Dolayısıyla muhabbetleri sahte ve siyasi. Bu haseple yargıları da politik ve demagojik… Basit gibi görünür ancak birçok kimsenin tecrübe edemediği ve dolayısıyla gözlemine mevzu edip muhakemesine konu edemediği bir iştir kır-kent mukayesesi. Bir çok kişi tarafı olduğu kısımdan diğerini yargılamak suretiyle ancak inancını pekiştirmek için bu uğraşa yeltenir. Ancak objektif bir betimleme için birçok etkenin bir arada bulunması gerekir ki bunun başında da dürüstlük ve cesaret gelir. Bir çok tarafgilde olmayan bu meziyetler Yakup Kadri’de en kamil şekilde tecelli etmiş. Bu yüzden tespitleri yetkin ve isabetli. Böylesi bir gözlemin oluşması için evvela köyden şehire yahut şehirden köye bir göç gerekir. İlki kompleks hastalığına davetiye çıkardığından ikincisi daha isabetli görünmektedir. Her iki tarafı da (köy-şehir) yakinen gözlemlemiş ve her iki tarafta da uzun süre yaşamış bir okur olarak, -Yakup Kadri bir göçmen olmasa bile- onun köylü bilincini çok iyi tanıdığını ve dolayısıyla köylü bilincine dair çözümlemelerinin isabetli olduğunu, hayranlıkla ifade edebilirim. ... Pek tabii eser yalnız köylülerin bireysel bilinçlerinin çözümlemelerine hasredilmiş de değil. Bir bütün olarak köylülük bilinci de eserde ziyadesiyle çözümlenmiş. Ve bu
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
Muhammet İkbâl
Muhammed hocam günaydın, değerlendirme yazını zevkle okudum; sabah sabah gerçekten iyi geldi ☺️ Yazının genel çerçevesine katılıyorum, yalnız küçük bir katkı yapmak isterim. Yakup Kadri’nin Yaban romanında en çok kıymet verdiğim taraf, Anadolu köylüsünü idealize etmeyi bilinçli biçimde reddetmesidir. Köylüyü “temiz ama saf” bir masal figürü hâline getirmek yerine, cehaletiyle, kaderciliğiyle ve millî mücadeleye mesafesiyle ele alır. Bu, okuyucuyu rahatsız eden ama hakikate yaklaşan bir tercihtir. Anadolu’nun derin yoksulluk içindeki bir köyünden bakıldığında “vatan” fikrinin neden soyut kalabildiğini göstermek, Yakup Kadri’nin edebi cesaretinin açık bir göstergesidir. Bununla birlikte romanın problemli bir tarafı olduğunu da görmezden gelemem. Köylü bilinci başarıyla teşhir edilirken, bu bilinci doğuran tarihsel ve yapısal koşullar çoğu zaman arka planda kalır. Yüzyıllar boyunca eğitimsiz bırakılmış, devleti yalnızca vergi ve askerlik yoluyla tanımış bir toplumsal yapının zihniyeti, romanda yer yer bir kusur gibi sunulur. Bu da anlatının bazı bölümlerinde kaçınılmaz olarak yukarıdan bakan bir tona yol açar; eleştiri haklıyken empati zayıflar. Yasin Keleş (Edebiyat Öğretmeni)
Reklam
Stratejik ve İlkesel bir Siyer Okuması
10/10
·589 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2023 23:20
İslam ilimlerinde, rivayet yöntemi her dönemde merkezi bir konuma sahip olmuş ve yöntemin bir gereği olarak olay hakkında verilmiş olan haber, o haberi veren kişinin kişisel yetkinliği ve kişi sayılarının ardından ikincil öneme sahip olmuştur. Bu durum islamın ve dahi umumi anlamda dinlerin güven merkezli yapılarına ilkesel bir paralellik sağlasa da olayın yorumlanması konusunda subjektifliği artırdığı da bir gerçektir. Zira haberi ulaştıran şahsın mezhebi, kültürü, bilişsel gelişmişliği, ilmi donanımı haberin tahammülünde (algılanmasında) bir süzgeç görevi görür ve nihayet aynı subjektiflik eda ederken de geçerli olarak haberin dönüştürülmesine neden olur. (Haberi siyasi amaçlarla dönüştürülmesinden bahsetmiyorum bile.) Bu realite, müslümanları halef yöntemini geliştirmeye itti ve dolayısıyla müslümanlar ilk kez metnin içeriğini kur’an, genel ilkeler, akıl ve dahi tarihi gerçekliklerle kıyaslama yoluna gittiler. Bu sayede haberi, haberi ulaştıranın subjektif yorumundan arındırmayı denediler. Tam anlamıyla başarı sağlandı mı? Cevap vermek zor ancak ilk yöntemdeki problemleri hatırı sayılır derecede çözdükleri aşikar. ... Özellikle siyer söz konusu olduğunda siyasi ideolojilerin veya mezhepsel inançların alimlerin zihinlerini nasıl esir aldığından bahsetmeye gerek yok sanıyorum. Zira her mezhebin kendi peygamberini yarattığı bir gerçek olarak karşımızda. Dolayısıyla bu noktada tarih ilminin (halef yönteminin temellerini attığı yöntem) bir refleks olarak ortaya çıkması gerekiyordu. Benim bildiğim kadarıyla bu refleksi islam tarihi açısından ilk bedenlenen islam alimlerinden biri Vakidî. Vakidi, kitabul megazi adlı eserini bu yöntemle vücuda getirmiş. Ve özellikle olayların geçtiği coğrafyayı karış karış gezerek ulaşan haberleri teyit etme yoluna gitmesi, böylece
Din
İlk BaharWadah Khanfar · Vadi Yayınları · 2020528 okunma
Mustafa K. 44 isimli okura yanıt verildi
Muhammet İkbâl
👍👍
Târîhû'l-Mezâhibû'l-İslâmiyye
9/10
·683 syf.··
2023 26. kitabı
·
253 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2023 22:23
Müellife dair M. Ebu Zehra hocanın şii düşünceye yakın olduğu iddialarına tesadüf etmiştim ancak eseri okuyunca bu iddia sahiplerinin şii düşünceyi ve dahi sünni düşünceyi de bilmediklerine hükmettim. Şayet bu iddiaları, eserin ikinci bölümünde yer alan fıkıh imamlarının içerisinde yer alan İmam Zeyd, İmam Cafer gibi imamlar hasebiyle oluşmuşsa durum daha da vahim. Bu, büyük bir cehalete delalet eder. Zira mezkur imamlar şia'dan beridirler ve bu konuda bir çok vesika da mevcuttur. Şia yahut bugün iran devletinin mezhebi olduğu anlamda bir şii düşünce tamamıyla siyasi olarak çok sonraları oluşmuştur ki devlet olarak teşekkülünü safavilere dahi götürebiliriz. İtikadı düşünceleri ise imamlar döneminde bidat fırkalar tarafından ortaya konmuş ve bir çoğu da bizatihi imamlar tarafından tekfir edilmiştir. Hal böyle iken gerek imamlara şia yakıştırmasını gerekse müellife şii sevici iddiası, meseleye vukufiyeti ve muhakeme kabiliyeti eksikliğine yorarak meseleyi neticelendirelim. Kaldı ki hocanın içerisinde yetiştiği ve emek verdiği okul (medrese) dahi bu iddiayı çürütmeye yeter. Esere dair: Eser, temelde iki bölümden oluşuyor. Daha doğrusu orijinali iki cilt. İlk cildi (bölüm) mezheplere ayrılmış olan eserin ikinci bölümü fıkıh imamların hasredilmiş. Dolayısıyla ilk bölümde itikadı, siyasi ve fıkhi mezhepler bölümüyle meselenin teolojik ve pratik kısmına nüfuz etmemizi sağlayan yazar, ikinci kısımda imamları ve dolayısıyla düşüncelerini var eden tarihi olgulara temas etmiş. Bu sayede mezheplerin mekan ve zamandan bağımsız olmayışlarına dair kavrayış da daha selim bir şekilde gerçekleşme imkanı bulmuş. Eseri, bazı bölümleri lüzumsuz uzatması ve bazı bölümlerde de yazarın mensubu bulunduğu ekolün düşüncesine göre yorumlamak için fazla meseleci davranması konusunda tenkit
Din İslam
Mezhepler TarihiMuhammed Ebu Zehre · Yeni Şafak Yayınları · 2003296 okunma
Muhammet İkbâl
Mezhep’e bağlı olmak ehliyet ile alakalı bir durumdur. Eğer kişi, kendisi içtihat edecek donanıma sahip ise yani kaynaklardan nasıl hüküm çıkartacağını biliyor ise elbette mezhebe bağlı olmak onun için gerekli değildir. Ancak kişinin günlük hayatında buna ayıracak vakti yok ve genel olarak kapasite ve donanımı da buna yeterli değilse onun için mezhebe uymaktan daha doğal ne olabilir ki? Genel olarak mütefekkirler tarafından itiraz edilen ise mezhep değil, mezhepçiliktir. Yani bir mezhep imamının içtihadını dinin kendisi kabul edip diğer mezhebi bidatçılık (dinsizlik) olarak tanımlamak ve hatta bunu abartım mezhebi için savaşmak vs.dir. Yoksa mezhep, din için bidat değil; bilakis bir renktir. Ve din dediğin, var etttiği renkler kadar zengindir. İslam söz konusu olduğunda şöyle düşünebiliriz; dört büyük halifenin dördünün de dini yorumlayışı farklıdır ve bu dört halifenin dördü de hz Muhammed'in en yetkin öğrencileridir. Öyleyse farklı düşünmek, din ve hz peygamber tarafından da desteklenen bir şeydir. Desteklenmeyen ise farklılıklar için dövüşmektir. Yani problem mezhep değil, mezhepçilik yapmaktır. Bu ayrımı yapmadan konuyu ele almak demagojik söylemlerden başka bir şey üretmez. Eser; mezhepler tarihi olduğu için bu mevzudan farklı olarak sadece tarihte var olmuş mezhepleri, düşüncelerini ve düşünürlerini ele alır. Mezhep olgusunun bizatihi kendisi kitabın konusu değildir. Bu yüzden iletiyi eklemek gerekti.
Aşk, ölmeden önce öldürür!
10/10
·676 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 02:00
Böyle şeyleri konuşmayı pek sevmem aslında ama bu sefer bu söyleyeceklerimi bir vazife olarak gördüğümden değerlendirmeye de eklemek istiyorum. Hayatta çok az şey ibadetlerime tat verdi benim. Bazen bir film, bazen hayatın içinde yaşadığım bir an yahut bir sohbet. Ve çok az da okuduğum kitaplar. Tüm bunlar içerisinde en etkisiz olan elbette kitaplar. Evet, kitap dediğimiz o manevi lokma; elbette duygusal temayülleri artırıyor, günlük hayata dair müthiş hayat örnekleri ile deneyim sunuyor, tekmil etmiş fikirler sunuyor ama direkt aşkın yahut içkin olana dair tecrübe sunmak kitabın boyunu aşıyor. Ya da bu kitabı okuyana dek, ben böyle düşünüyordum. Artık deneyimimden kaynaklı bu düşüncemi değiştiriyorum. “Pekala bir kitap da insana direkt kendi tecrübesi kadar yetkin ve kalıcı bir şekilde müşahede sunabilir” demek istiyorum. … Oradan bakıldığında alelade bir roman gibi duruyor olabilir bu eser, ama benim içimdeki maneviyatı delirtmeyi başaran bir yapıt bu. Üstelik eserin amacı tamamıyla farklı iken başardı bunu. Hobi gibi, ek iş gibi becerdi yani. :) Hatta ve hatta bir karakteri ile tamamıyla maneviyata muhalefet ederken başarılan bir iş bu. Bu yüzden bu eseri, amacı direkt maneviyat arttırmak olan diğer eserlerin reisi ilan ettim kitaplığımda. İktidar taşı onun bu saatten sonra. :) … Ahmet Ümit, ilk defa okuduğum bir yazar. Hatta uzun süre önyargı beslediğim de bir yazar. Zira hem popüler kültürün bir yazarı hem de okurlar tarafından çizgi roman tarzında bir polisiye yazdığı söylendiği için böyleydi benim için. Aslında anlaşılamadığını bilemezdim o zamanlar. Zira her bir tarifin altında da “edebiyattan yoksun eserleri, okuyucuya hiçbir şey katmıyor, popüler kültürün dayatması o yazar, ancak ergenlerin ve gerçek anlamda okur olmayanların sevdiği bir yazar olabilir…”
1000Kitap
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201842,7bin okunma
Zehra Demiral isimli okura yanıt verildi
Muhammet İkbâl
Bence fevkalade doğru bir karar hocam. ☺️ Rica ederim, değerlendirmenin maksadına ulaştığını görmek mutlu ediyor. 🙏☺️