Böyle şeyleri konuşmayı pek sevmem aslında ama bu sefer bu söyleyeceklerimi bir vazife olarak gördüğümden değerlendirmeye de eklemek istiyorum.
Hayatta çok az şey ibadetlerime tat verdi benim. Bazen bir film, bazen hayatın içinde yaşadığım bir an yahut bir sohbet. Ve çok az da okuduğum kitaplar. Tüm bunlar içerisinde en etkisiz olan elbette kitaplar. Evet, kitap dediğimiz o manevi lokma; elbette duygusal temayülleri artırıyor, günlük hayata dair müthiş hayat örnekleri ile deneyim sunuyor, tekmil etmiş fikirler sunuyor ama direkt aşkın yahut içkin olana dair tecrübe sunmak kitabın boyunu aşıyor. Ya da bu kitabı okuyana dek, ben böyle düşünüyordum. Artık deneyimimden kaynaklı bu düşüncemi değiştiriyorum. “Pekala bir kitap da insana direkt kendi tecrübesi kadar yetkin ve kalıcı bir şekilde müşahede sunabilir” demek istiyorum.
…
Oradan bakıldığında alelade bir roman gibi duruyor olabilir bu eser, ama benim içimdeki maneviyatı delirtmeyi başaran bir yapıt bu. Üstelik eserin amacı tamamıyla farklı iken başardı bunu. Hobi gibi, ek iş gibi becerdi yani. :) Hatta ve hatta bir karakteri ile tamamıyla maneviyata muhalefet ederken başarılan bir iş bu. Bu yüzden bu eseri, amacı direkt maneviyat arttırmak olan diğer eserlerin reisi ilan ettim kitaplığımda. İktidar taşı onun bu saatten sonra. :)
…
Ahmet Ümit, ilk defa okuduğum bir yazar. Hatta uzun süre önyargı beslediğim de bir yazar. Zira hem popüler kültürün bir yazarı hem de okurlar tarafından çizgi roman tarzında bir polisiye yazdığı söylendiği için böyleydi benim için. Aslında anlaşılamadığını bilemezdim o zamanlar. Zira her bir tarifin altında da “edebiyattan yoksun eserleri, okuyucuya hiçbir şey katmıyor, popüler kültürün dayatması o yazar, ancak ergenlerin ve gerçek anlamda okur olmayanların sevdiği bir yazar olabilir…”