Cogito ergo sum, diye hatırlattım kendi kendime.
Düşünüyorum, öyleyse varım.
Hall karakterinin sürekli kendi kendisine hatırlattığı, hatta hatırlatmak zorunda kaldığı bu Descartes felsefesi, sayfaları çevirdikçe sizlere de varlığınızı sorgulatacak ve sorguladıkça da varlığınıza ikna olacaksınız. Gel görelim ki Hall karakteri ile bizde şüphe içinde şüphe, simülasyon içinde simülasyon yaşamaktan geri kalamıyoruz. Açıkçası, kitap ilk sayfadan itibaren bizi kendisine çekmeyi başarıyor. Simülakron3 projesinin kurucularından Hall ve yakın arkadaşı Fuller'ın da dahil olduğu projenin detaylarını anlamaya yoğunlaşmamız ile başlıyor. Projenin amacı, sosyal davranışları anlamak adına bir simülasyon yaratmak. Tabii ki simülasyon içinde bulunan insanlar, bulundukları bu durumdan bihaberler. Ancak projeyi çok ileriye taşıyan Fuller'ın ortadan kaybolmasıyla Hall, projenin beraberinde getirdiği birçok sorumluluğu da üstlenmek zorunda kalıyor.
Sizlere de bir yerlerden tanıdık geldi mi? Daniel F. Galouye, yazdığı bu kitap ile The Matrix gibi birçok filme ilham kaynağı olmuş. Aynı zamanda 1973 yapımı Welt am Draht filmini de listenize almak, tam bir doyuma ulaşmanıza olanak sağlayabilir. Sık sık felsefi sorgulamalar ve şüpheye düştüğümüz yerlerde Jinx karakterinin bize yol göstermesini bekliyoruz. The Matrix'te ki Neo ve Trinity karakterleri arasında ki ilişki, bu kitapta bize Jinx ve Hall karakterleri ile kendisini gösteriyor.
Kitaptan daha fazla bahsetmek isterim, hatta sayfalarca da yazabilirim ve hakkında tartışabilirim. Ancak şüpheli ve sizi sürekli gerilimde tutan cümlelerde benim gibi sizlerin de kaybolmanızı tavsiye ederim. Ben okumaktan çok keyif aldım. Bence herkesin muhakkak kütüphanesinde bulundurması gereken değerli bilimkurgu kitapları arasında.
Öyleyse keyifli