Her insana düşen görev; Allah'a teslim olmak, O'nun rızasını hedef edinmek, İla-yı kelimetullah için cihad etmek, yeryüzünde Allah'ın iradesinin tahakkuk etmesi için çalışmak ve bunlara karşın hiçbir zaman dünyaya teslim olmamak, maddi menfaatler karşısında zayıf düşmemek ve elinden çıkan dünya metaı için mahzun olmamaktır.
İslâm bu saf ve tabii istekleri çok hassas bir şekilde ele aldıktan sonra, kadınların erkeklerden daha fazla lükse düşkün olduklarını tespit eder. Kadının, fıtratından gelen bu zaafını bilen İslâm, erkeğe yasakladığı bazı şeyler hususunda kadına izin vermiştir. Örneğin eziyet verici büyük bir israf sayılan altın yüzük ve ipekli elbise erkeğe yasaklanmış, kadına mübah kılınmıştır. Ancak burada kadına yasaklanan, ziynetleriyle sokaklarda dolaşmasıdır. Çünkü bu takdirde mesele, saf bir lezzet hüviyetinden çıkarak, hayvanî bir başıboşluğa yol açar. İşte diğer sistemlerle yollarımızın ayrıldığı nokta burasıdır.
İslâm, şehvetperestlikten kurtulup ruhî temizliğe ulaşmayı; hayatın isteklerine ve canlı gerçeklerine sırt çevirmekle ulaşılacak bir hedef olarak görmez. Nefse hâkim olmaktan, şehvete esir düşmemekten muradı, hayvanî oburlukların peşinden gitmemektir. Çünkü hayatın tadını almak konusunda, insan ile hayvan arasındaki fark, 'irade' denen duyunun varlığı ve yokluğu keyfiyetidir.