Yunus hakikaten farklıydı. İçedönük, gözlemci, sakin tabiatlıydı. Filozof ve hayalperestti. Sessiz bir mağarada yaşayacak kadar münzevi; zenginliği basit şeylerde, güzelliği bir yağmur damlasında bulacak kadar mütevazıydı.
Var olmanın içinde hayaller kadar uyanışlar da vardı. Ölüm, bir kez daha yaşam için uyanıyordu. Onun uyanışı, dirilişin içindeki rüyaydı. İnsan yaşama tutunduğu kadar kendi gerçeklerinde de çoğalıyordu. Bu evrensel bir döngüydü. İnsanı ancak umut yok edebilirdi. Çünkü var etmek, sadece umudun içinde saklıydı.
Yaşadığını anladığında ölürsün.
Öldüğünü anladığında uyanırsın.
Uyandığını anladığında ise dirilirsin.