Krallığın birisinde bir adam kralın dilek kapısını çalar ve kraldan bir tekne ister. Kral tekneyi ne yapacağını sorduğunda bilinmeyen adalara gideceğini söyler. Krallıktaki insanlar bilinmeyen bir ada kalmadığını tüm adaların keşfedilip haritada olduğunu söylese de karakterimiz tekneyi istemeye devam eder ve hikayemiz böylelikle başlar. Devam eden sayfalarda anlatış biçiminin ve olay örgüsünün tempolu ve akıcı olduğunu fark ettim. Olayların çok hızlı gelişmesi ve bir konudan başka bir konuya hızlı bir geçiş olsa da kitap alegorik ve felsefik bir anlatıma sahip. Çocuk kitabı gibi gözükse de aslında bazı metinleri beni bile durup düşündürdü. Kitabın bir diğer özelliği ise 58 sayfadan oluşması. Fakat yaklaşık 25-30 sayfası resimlerle eklendiği için 1 saat içinde okuyabileceğiniz bir kitaba dönüşüyor. Resimlerle birlikte olayları zihnimizde canlandırması oldukça etkili oluyor. Bunun yanında tatlı ve sevimli çizimler göze hoş geliyor. Genel olarak incelersek alınıp okunabilecek kısa fakat dolu dolu bir kitaptı.
Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl dönüp kalırdı dudaklarınızın kıyısında
Kitap Viyana'ya giden genç tıp öğrencimizin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlamasını ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatıyor. Kendisini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapayalnız bulan karakterimiz zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına kadar gelir. Tam da o günlerde kızıl hastalığına yakalanan ve yardıma ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır. İçsel çatışmaların bolca olduğu ve gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyan öykümüz biz okuyucalara betimlemeleri ve olay örgüsü ile okuduktan sonra düşündürücü bir kitap bırakıyor.