Wilde beni kenara çekti, "Siz gözlerinizle dinliyorsunuz," dedi epey sertçe. "Bu öyküyü onun için anlatıyorum size:
"Narkissos öldüğünde kır çiçekleri çok üzülmüş, onun ardından ağlayabilmek için nehirden su damlaları istemişler. 'Ah!' demiş nehir, 'her damlam gözyaşı olsa Narkissos'un ardından ağlamama yetmez; ben ona âşıktım!' 'Ah!' demiş kır çiçekleri de, 'Nasıl âşık olunmaz Narkissos'a. Öyle güzeldi ki!'
'Güzel miydi?' diye sormuş nehir.
'Senden iyi kim bilebilir? Her gün üzerine eğilip senin sularında kendi güzelliğini seyrederdi uzun uzun..." Wilde bir an durdu...
"Nehir cevap vermiş: 'Ben ona âşıktım; çünkü sularıma eğildiğinde, onun gözlerinde sularımın yansımasını görürdüm."
Sonra Wilde, tuhaf bir kahkahayla kasılarak ekledi: "Bu öykünün adı, 'Mürit'."
Zihnime bahtsızlık lekesinin henüz bulaşmadığı, muazzam faydalara dönüşebilecek parlak tasavvurlarımın benliğe dönük, karamsar ve dar bir görüşe henüz dönüşmediği zamanlara ait bu çocukluk anılarımı anlatmaktan büyük keyif alıyorum.