Hayatta her şeyin altın tepsi ile önüne gelmiş olduğu, yaşamdan alabileceği her şeyi almış, tükettikçe tüketmiş birini düşünün.
Yüksek standartlı burjuva konumunda rahatın doruklarına çıkmış, adeta herkesin oralara gelmek için hayatı boyunca uğraşmak zorunda olduğu yere doğuştan sahip biri...
Başta evet gayet güzel ve konforlu olan bu yaşamın her anının tadını belli bir süre yaşayıp, bu hayatı çevreleyen büyükten küçüğe her rutinin zamanla nasıl sıradanlaştığını ve alınan hazların giderek nasıl azaldığını tüm ayrıntılarıyla bize direkt yansıtan bir eser.
Nihayetinde bezgin bir halde tek tek bıraktığı lüks ve konforlu yaşamın saygın rutinleri, sahte ve sadece bulunduğu konum gereği yerine getirilmesi mecburi bir işkenceye dönüşünce, değişim kaçınılmaz oluyor elbette.
Tüketecek bir şey kalmadığında kendini tüketmeye başlayan karakterimiz, zamanla hislerini de tüketerek taştan, kalpsiz birine dönüşür ve işte tam burada ufacık bir ateşin içinde yanması için sıradan fakat olağanüstü bir arayışa girer.
Merak ettiğimiz o Olağanüstü Gecede yaşanan şeylerin salt basitliği yahut basit görünürlüğü bizi şaşırtsa da, böyle bir yaşamı yaşamanın nasıl olduğunu düşününce , insani duyguları dibine kadar hissetmenin, anlam arayışındaki yolculuğumuzun eşsiz parçası olduğunu kavramamız kolaylaşıyor.
Nehrin karşısına geçip bakmak istiyoruz elimizde olmadan. Tüm yargıları bir kenara bırakıp,her türlü hatanın da, iyiliğin de, suçun da günahın da biz insanlar için olduğunu, yaşamanın zaten böyle bir şey olduğunu, küçücük şeylerle nasıl mutlu olunduğunu öğreniyoruz. Yahut kendimize bir kez daha hatırlatıyoruz.
Evet kısa fakat derin bir kitap. Yine anahtar kelimemiz anlam :)
Cümlelerimin sonuna gelirken, kitaptan bazı güzel satırları paylaşmak isterim...
"Birilerini