Yunus Emre, ünlü beytinde:
"İsteyene ver cenneti/ bana seni gerek seni" derken, Allah rızası kavramını dile getirmiş oluyordu.
Burada şu inceliği vurgulamak gerekiyor: Karşılık beklemeden, amellerini salt Allah'ın rızası için Eda ederek Allah'ın rızasına Nail olanlar, Allah'ın vaat ettiklerini umarak amel işleyenlerin oldukları bütün nimetlere ulaşırlar, belki biraz da fazlasıyla.
Yunus Emre için şimdi andığımız beytinde Cennet, cemahullah yanında küçük bir nimet olarak göründüğü için, aslında daha büyüğüne talip olmaktaydı.
Gece burada tek başına bir adam düşün, işte ya kitap okuyor ya da bir şeyler düşünüp öylece oturuyor. Bazen düşüncelerini birilerine söylemek ister doğru mu yanlış mı diye kimsesi yoktur işte. Bir şey görünce bile onu gördüğünden tam emin olamaz gösterecek kimsesi olmadığından. Yanındakine dönüp 'gördün mü sen de' diye soramaz ki. Bilemez ne gördüğünü
Soracak kimsesi yoktur ki.
Yürürlükteki durum, büyük ölçüde insanın nefsaniyetine hitap ediyor. Oysa İslam nefs terbiyesini teklif ediyor; nefsani arzularını putlaştırılmış olanlarsa putlarına kimseye dokundurmak istemiyor.
Ateş oldum
yanıp tutuştum kendi düşüncelerimden.
Niye bu katılık,bu güvensizlik,bu nefret?
Derisini değiştiremeyen yılan,kafasını değiştiremeyen insan ölmeye mahkumdur.
Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır.
Bazı sırlar vardır,yalnız dostlara anlatılacak.
Bazı sırlar vardır,dostlara bile anlatılmayacak.
Bazı sırlar vardır,kendimize bile açıklanmayacak.
Neyse doğrular ve yanlışlar yoktur,sadece yorumlar vardır.
Beni anlamıyorlar.
ben, bu kulaklara göre ağız değilim. Friedrich Nietzsche