Değerlerin evrenselliği mücadelesinin yanı sıra, yoksullaştırıcı tektipliliğe karşı, ideolojik, politik, ekonomik ya da medyatik hegemonyaya karşı, aptallaştırıcı uzlaşmalara ve tektip düşünceye karşı, çeşitli dilbilimsel, sanatsal, entelektüel ifade biçimlerinin yolunu tıkayan her şeye karşı mücadele etmek de bir zorunluluktur.
Gelenekler ancak saygıdeğer oldukları ölçüde saygı görmeye layıktır, yani tam olarak temel erkek ve kadın haklarına saygılı davrandıkları ölçüde. "Geleneklere” ya da ayrımcı yasalara saygı göstermek, bunların kurbanı olan insanları aşağı görmektir.
Çünkü dünyalılaşma bizi tek bir hareketle, biri gözüme hoş, diğeri kötü gelen, birbirine zıt iki gerçekliğe doğru sürüklüyor yani evrenselliğe ve tektipliliğe. Bize tek bir yol söz konusuymuşçasına iç içe geçmiş, farksızlaşmış gibi görünen iki yol. O kadar ki, insan kendi kendine, birinin ötekinin gösterilmeye layık yüzü olup olmadığını sorabilir. Yan yana olsalar, birbirlerine değseler ve göz alabildiğıne birbirlerine dolaşsalar da, ben kendi payıma, birbirinden fark iki yol olduğuna inanıyorum. Çileyi hemen çözmek istemek hayalcilik olurdu, ama çileden ilk ipliği çekmeye çalışılabilir.