Bir arkadaşımın önerisi ile okumaya başlayıp, neden bu kadar geç buluştuk diye üzüldüğüm, bitmesin diye araya kitaplar aldığım Yitirilen Cennet'te son sayfayı çevirdim nihayet...
Satırlar akarken kendimi yer yer Ilyada okurmuş gibi keyifli hissettim. Okuyanlar bilir, Homeros'un İlyada'sı şu dizelerle başlar:
"Söyle tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle.
Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi..."
Yitirilen Cennet'te iki yerde benzer seslenişi görünce mutlu oldum.
"Söyle ilahi peri insanın ilk itaatsizliğini,
O yasak ağacı, kahreden lezzetiyle meyvesinin,
Aleme ölüm ve bizlere onca keder getiren
Ve sebep olan Aden'den mahrum kalmamıza" (syf:24)
ve
"Söyle Tanrıça, neler oldu uyarınca
İmanından dönmesin diye Adem'i..." (syf:269)
Milton'un yaşam öyküsüne baktığımda Yitirilen Cennet'i görme yeteneğini kaybettikten sonra yazdığını öğrendim. Birkaç kaynakta Milton için "İngiliz Edebiyatı'nın Kör Homeros'u deniyordu... Bu yüzden Yitirilen Cennet bu güne kadar okuduğum kitaplar arasında bambaşka bir anlam taşıyor benim için. Eser, şeytanın icraatlarını güzellediği(!) gerekçesiyle eleştiri almış diye okumuş olsam da yazarın yaşam öyküsü, ilgi alanları ve inancına bakarak bu söyleme katılmadığımı belirtmek isterim. Bu kitabı okuyacak olanlar içeriğe yabancı hissetmeyecekler: Adem ve Havva'nın öyküsünden yola çıkarak insanlığın geçtiği/geçeceği yollara getirilen bakış açısı ama bu verileri şiir formunda okura aktarmak müthiş bir başarı!
Aktarmak demişken çevirmeni Yiğit Yavuz'a teşekkür etmeden incelememi bitirmek istemem. Gerek kullandığı nefis dil, gerek açıklayıcı dipnotlarla dilimize kazandırdığı bu eser şu ana kadar okumamış okurların ufkunu açacaktır.