“Aşkta kalp susmaya başlayıp da zihin yetilerini kullanmaya başlarsa o aşk öyle bir hasta çocuğa benzer ki damarlarında taze bir kan yerine zehirli ilaçlar dolaşsın.”
Talihsiz başladığı hayatın ilk basamaklarında biraz şans biraz güzellik ve sonrasında iktidar hırsının Mahpeyker Kösem Sultan’ı getirdiği yerin su gibi akan hikayesi…
Kösem’in hayatını okurken döneme dair erazilliklere ve her şeye rağmen devlete bağlı insanların çabasına şahit olacaksınız.
Bilinsin ki Turhan Sultanlıyız! :)
Batan Güneş, Japon Edebiyatı serüvenimin düşünerek okuduğum kitaplarından biri olmaya aday. Neden derseniz düz okunsa bile derinliğinde verilmek istenen mesajın kıpırtılarını kalbinizde hissedebileceğiniz bir farklılığı var...
Genelde bir kitaba başlamadan yazarın hayat hikayesine hızlıca bir göz atarım. Daha önce Dazai'nin Öğrenci Kız 'ını okuduğumdan genç sayılabilecek bir yaşta intihar ettiğini biliyordum. Tanıtım bülteninde de Batan Güneş'in bir anlamda yazarın vasiyeti sayılabileceğinden bahsediyordu. İçeriğin intihar olduğunu bile bile başladığım okuma yolculuğumda anlatıcının kadın olması benim için şaşırtıcı bir süprizdi...
Bazı göndermeler özellikle savaş sonrası Japonların, soylu sınıfın düşüncelerine ışık tutar nitelikte, kadın karakterin geçirdiği düşünsel evrim ve Naoji'nin intihar mektubunun son cümlesi üzerine makaleler tezler yazılır. Dil her zamanki gibi akıcı, eserin okurun iç dünyasındaki karanlıklara dokunmak gibi bir derinliği var.
Bu yüzden yargılamadan, altında yatan fikirleri anlamaya çalışarak ölmeden mutlaka okuyun diyebilirim...